SVERDLOV ÜNİVERSİTESİ'NDE VERİLEN
KONFERANSLAR
Nisan 1924
III TEORİ
Bu konuda üç sorunu ele alacağım.
a) proleter hareket için teorinin
önemi;
b) kendiliğindenlik "teorisi"nin eleştirisi;
c)
proleter devrimin teorisi.
l� Teorinin önemi. Bazıları,
Leninizmde esas olanın, Marksist tezlerin eyleme geçirilmesi, bu
tezlerin "uygulanması" olması anlamında, Leninizmin, pratiğin teoriye
göre önceliği olduğunu, teoriye gelince, Leninizmin bu bakımdan oldukça
umursamaz olduğunu sanıyorlar. Plehanov'un defalarca, Lenin'in teoriye
ve özellikle felsefeye ilişkin "umursamazlığı" ile alay ettiği bilinir.
Bugün pratik faaliyet yürüten Leninistlerden pekçoğunun, özellikle
koşulların kendilerine yüklediği büyük pratik çalışma yüzünden, teoriye
pek iltifat etmedikleri de bilinmektedir. Lenin'e ve Leninizme ilişkin
bu garipten de öte fikrin tamamıyla yanlış olduğunu ve gerçekle herhangi
bir alakası olmadığını; pratikçilerin teoriyi bir yana koyma
çabalarının, Leninizmin tüm ruhuna aykırı olduğunu ve davamız için büyük
tehlikeler taşıdığını söylemek zorundayım.
Teori, bütün
ülkelerin işçi hareketinin genel biçimi ile ele alınmış deneyimidir.
Elbette ki teori, devrimci pratikle birleştirilmedikçe anlamsız olur;
tıpkı, devrimci teori ile yolu aydınlatılmadıkça, pratiğin karanlıkta el
yordamıyla yürümesi gibi. Ama teori, devrimci pratikle kopmaz bir bağla
birleştiğinde, işçi hareketinin muazzam bir gücü haline gelebilir, çünkü
harekete güveni, yönünü tayin etme yeteneğini ve çevresinde olup biten
olayların iç bağlantısını anlamayı teori, ve yalnızca teori verebilir;
çünkü pratiğe, yalnızca sınıfların bugün nasıl ve hangi yönde hareket
ettiklerini değil, aynı zamanda yakın gelecekte de nasıl ve hangi yönde
hareket edeceklerini de anlamasında teori, ve yalnızca teori yardım
edebilir. Şu ünlü şiara damgasını vuran ve onu düzinelerce kez
yineleyen, Lenin'den başkası değildir.
"Devrimci teori
olmaksızın, devrimci hareket de olamaz." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C.
2, s. 46. [s. 55. �İnter Yayınları.])
Lenin, teorinin büyük
önemini, özellikle, uluslararası proletaryanın öncüsü olma rolü
kendisine düşen ve karmaşık bir iç ve uluslararası durum içinde bulunan
bizim Partimiz gibi bir parti için, herkesten daha iyi anladı. Lenin,
Partimizin bu özel rolünü daha 1902'de önceden gördü ve daha o zamandan
şuna işaret etmeyi gerekli gördü: "Öncü savaşçı rolünü yalnızca, ileri
bir teorinin kılavuzluk ettiği bir parti yerine getirebilir." (Aynı
yerde, s. 47. [Türkçesi, s. 56.])
Lenin'in, Partimizin rolüne
ilişkin bu öngörüsünün şimdiden gerçek haline geldiği bugün, Lenin'in bu
kılavuz ilkesinin özel bir güç ve önem kazandığını herhalde tanıtlamaya
gerek yoktur.
Lenin'in teoriye verdiği büyük önemin en
çarpıcı ifadesi olarak, belki de, Engels'ten Lenin'e kadarki dönemde
bilimin en önemli buluşlarını materyalist felsefe temelinde
genelleştirme ve Marksistler arasındaki anti-materyalist akımları çok
yönlü bir eleştiriye tabi tutma gibi son derece ciddi görevin çözümünü
ele alanın Lenin'den başkası olmaması görülmelidir. Engels materyalizme
ilişkin şöyle diyordu: "Her yeni büyük keşif ile, o, yeni bir çehre
kazanır". Bu görevi kendi zamanında çözenin, "Materyalizm ve
Ampiriokritisizm" adlı kitabıyla Lenin'den başkası olmadığı iyi
bilinmektedir. Lenin'in felsefe konusundaki "umursamazlığı" ile alay
eden Plehanov'un, böyle bir görevi çözmek için ciddi bir çaba göstermeye
cüret bile etmediği iyi bilinir.
2�Kendiliğindenlik
"teorisi"nin eleştirisi ya da harekette öncünün rolü. Kendiliğindenlik
"teorisi" oportünizmin teorisidir, işçi hareketinin kendiliğindenliğine
tapma teorisidir, işçi sınıfının öncüsünün, işçi sınıfının partisinin
önder rolünü gerçekte yadsıma teorisidir.
Kendiliğindenliğe
tapma teorisi; işçi hareketinin devrimci karakterine kesinlikle
karşıdır, hareketin, kapitalizmin temellerine karşı mücadele yoluna
sokulmasına karşıdır, hareketin yalnızca "gerçekleştirilebilir",
kapitalizm için "kabul edilebilir" talepler çizgisini izlemesinden
yanadır, tamamıyla "en az direnme çizgisi"nden yanadır. Kendiliğindenlik
teorisi, trade-unionizmin ideolojisidir.
Kendiliğindenliğe
tapma teorisi, kendiliğinden harekete bilinçli, planlı bir nitelik
verilmesine kesinlikle karşıdır; partinin işçi sınıfının başında
yürümesine, partinin kitlelerin siyasi bilincini yükseltmesine, partinin
harekete önderlik etmesine karşıdır; hareketin siyasi bilinçli
unsurlarının, hareketin kendi yolundan gitmesini engellememesinden
yanadır, partinin kendiliğinden hareketi sadece dinlemesinden ve onun
kuyruğuna takılmasından yanadır. Kendiliğindenlik teorisi, hareket
içinde bilinçli unsurun rolünü küçümsemenin teorisidir, "kuyrukçuluk"
ideolojisidir, her tür oportünizmin mantıki temelidir.
Pratikte bu teori �ki bu teori Rusya'da daha birinci devrimden önce
sahneye çıkmıştı�, "Ekonomistler" denilen yandaşlarını, Rusya'da
bağımsız bir işçi partisinin gerekliliğini reddetmeye, işçi sınıfının
Çarlığı devirme uğrundaki devrimci mücadelesine karşı çıkmaya, hareket
içinde salt trade-union'cu bir politika vaaz etmeye ve genel olarak işçi
sınıfını liberal burjuvazinin hegemonyasına terketmeye götürdü.
Eski "Iskra"nm mücadelesi ve Lenin'in "Ne Yapmalı?" adlı yapıtında
"kuyrukçuluk" teorisinin parlak eleştirisi, yalnızca "Ekonomizm" denilen
şeyi yıkmakla kalmadı, aynı zamanda Rus işçi sınıfının gerçekten
devrimci hareketinin teorik temellerini de yarattı.
Bu
mücadele olmaksızın, Rusya'da bağımsız bir işçi partisinin yaratılması
ve devrimde bu partinin önder rolü oynaması düşünülemezdi.
Ama kendiliğindenliğe tapma teorisi, salt Rusya'ya özgü bir görüngü
değildir. Bu teori, biraz değişik bir biçim altında, II.
Enternasyo-nal'in istisnasız bütün partilerinde son derece yaygındır.
Burada, II. Enternasyonal önderleri tarafından bayağılaştırıldığı
biçimiyle "üretici güçler" teorisi denilen şeyi; herşeyi haklı gösteren
ve herkesi uzlaştı-ran, herkesin gına getirdiği olguları saptayan ve
açıklayan, ve bu saptama ile yetinen teoriyi kastediyorum. Marx,
materyalist teorinin kendini dünyayı yorumlamakla sınırlayamayacağını,
önemli olanın onu değiştirmek olduğunu söyler. Ama Kautsky ve şürekasını
kaygılandırmıyor bu; onlar Marx"ın formülünün birinci bölümü ile
yetinmeyi yeğliyorlar. İşte size bu "teori"nin uygulanmasının pekçok
örneğinden biri. İkinci Enternasyonal partileri, deniyor, emperyalist
savaştan önce, emperyalistler savaş başlatacak olurlarsa, "Savaşa karşı
savaş" açmak tehdidinde bulundu. Savaşın başlamasından hemen önce,
deniyor, bu partiler "Savaşa karşı savaş" şiarını rafa kaldırdılar ve
"Emperyalist anavatan uğruna savaş" şeklindeki taban tabana zıt şiarı
gerçekleştirdiler. Bu şiar değişikliği sonucu, deniyor, milyonlarca işçi
canlarını kurban etmek zorunda kaldı. Ama burada suçluların bulunduğunu,
herhangi bir kişinin işçi sınıfına sadakatsizlik ettiğini ya da ona
ihanet ettiğini sanmak hata olur. Hiç de değil! Herşey, olması gerektiği
gibi olmuştur. Çünkü, ilkönce Enternasyonal, görüldüğü gibi, "barışın
bir aracıdır", savaşın değil. Çünkü, ikincisi, o zaman var olan "üretici
güçlerin gelişme düzeyi" ile başka birşey yapılamazdı. "Suçlu" olan
"üretici güçler"di. Bay Kautsky'nin "üretici güçler teorisi" "bize" tam
olarak bunu açıklar. Ve kim bu "teori"ye inanmıyorsa, Marksist değildir.
Partilerin rolü mü? Bunların hareket içindeki önemi mi? Ama "üretici
güçlerin gelişme düzeyi" gibi tayin edici bir faktör karşısında parti ne
yapabilir ki?...
Marksizmin tahrifinin böyle örneklerinden
yığınla vermek mümkündür.
Oportünizmin çıplaklığını örtmeye
yarayan bu tahrif edilmiş "Marksizm"in, Lenin'in daha ilk Rus
devriminden önce mücadele ettiği "kuyrukçuluk" teorisinin avrupavari
biçimi olduğunu tanıtlamaya herhalde gerek yoktur.
Batı'da
gerçekten devrimci partilerin yaratılmasının önkoşulunun, bu teorik
tahrifatın yıkılması olduğunu tanıtlamaya herhalde gerek yoktur.
3� Proleter devrimin teorisi. Lenin'in proleter devrim teorisi üç temel
tezden yola çıkar:
Birinci tez: İleri kapitalist ülkelerde
mali sermayenin hakimiyeti; mali sermayenin en önemli operasyonlarından
biri olarak tahvil emisyonu; emperyalizmin temellerinden biri olarak,
hammadde kaynaklarına sermaye ihracı; mali sermayenin hakimiyetinin
sonucu olarak mali oligarşinin mutlak egemenliği � tüm bunlar, tekelci
kapitalizmin zor-ba-asalak karakterini açığa vurur, kapitalist tröst ve
birliklerin boyunduruğunu yüz kat daha hissedilir hale getirir, işçi
sınıfının kapitalizmin temellerine karşı öfkesini daha da şiddetlendirir
ve tek kurtuluşları olarak kitleleri proleter devrime götürür (bkz.
Lenin, "Emperyalizm" [�İnter Yayınları.]).
Buradan birinci
sonuç olarak şu çıkar: kapitalist ülkelerde devrimci bunalımın
şiddetlenmesi, "metropoller"deki iç, proleter cephede patlayıcı
unsurların artması.
İkinci tez: Sömürge ve bağımlı ülkelere
sermaye ihracının artması; "nüfuz alanları"nın ve sömürgeciliğin tüm
yerküreyi kapsayınca-ya dek yayılması; kapitalizmin, bir avuç "ileri"
ülke tarafından dünya nüfusunun muazzam çoğunluğunun mali bakımdan
köleleştirilmesi ve sömürge zulmüne uğratılmasının dünya sistemine
dönüşmesi � tüm bunlar bir yandan tek tek milli ekonomileri ve milli
topraklan, dünya ekonomisi denen yekpare zincirin halkalarına
dönüştürmüş ve diğer yandan yerkürenin nüfusunu iki kampa bölmüştür:
geniş sömürge ve bağımlı ülkeleri sömüren ve ezen bir avuç "ileri"
kapitalist ülke ile, emperyalist boyunduruktan kurtulmak için mücadele
vermek zorunda olan sömürge ve bağımlı ülkelerden oluşan büyük çoğunluk
("Emper-yalizm"e bakınız).
Buradan ikinci sonuç olarak şu
çıkar: sömürge ülkelerde devrimci bunalımın şiddetlenmesi, dış cephede,
sömürge cephesinde emperyalizme karşı öfke unsurlarının artması.
Üçüncü tez: "Nüfuz alanları" ve sömürgeler üzerinde tekelci hakimiyet;
halihazırda yabancı topraklan ele geçirmiş olan ülkelerle, aynı şekilde
kendi "pay"larını elde etmek isteyen ülkeler arasında dünyanın yeniden
paylaşılması uğruna çılgınca mücadeleye yol açan, kapitalist ülkelerin
eşitsiz gelişimi; bozulan "denge"yi yeniden sağlamanın tek aracı olarak
emperyalist savaşlar � tüm bunlar, emperyalizmi zayi (latan ve ilk iki
cephenin, devrimci-proleter cephe ile sömürge kurtuluş hareketleri
cephesinin emperyalizme karşı birleşmesini kolaylaştıran üçüncü
cephenin, kapitalistlerarası cephenin güçlenmesine yol açar (bakınız
"Emperyalizm").
Buradan üçüncü sonuç olarak şu çıkar:
emperyalizm altında savaşların kaçınılmazlığı ve emperyalizmin dünya
cephesine karşı Avrupa'daki proleter devrim ile Doğu'daki sömürge
devrimi arasında birleşik dünya devrim cephesi koalisyonunun
kaçınılmazlığı.
Lenin, tüm bu sonuçları şu genel sonuçta
birleştirir: "Emperyalizm, sosyalist devrimin arifesidir" (Bkz.
Emperyalizm, Kapitalizmin en Yüksek Aşaması, Moskova 1940, s. 3. [s. 16.
�İnter Yayınları.]).
Buna uygun olarak, proleter devrim
sorununa, devrimin karakteri, kapsamı, derinliği sorununa yaklaşım,
genel olarak devrimin şeması da değişir.
Eskiden, proletarya
devriminin önkoşullarının tahliline genellikle tek tek şu ya da bu
ülkenin ekonomik durumu bakış açısıyla yaklaşılır-dı. Şimdi bu yaklaşım
tarzı artık yetersizdir. Şimdi bu soruna bütün ülkelerin ya da onların
çoğunluğunun ekonomik durumu bakış açısıyla, dünya ekonomisinin durumu
bakış açısıyla yaklaşmak gerekir, çünkü tek tek ülkeler ve tek tek
ulusal ekonomiler, kendi başına yeterli birimler olmaktan çıkmıştır,
dünya ekonomisi denen birleşik zincirin halkalarına dönüşmüşlerdir,
çünkü eski "uygar" kapitalizm emperyalizm haline gelmiştir, emperyalizm
ise dünya nüfusunun dev çoğunluğunun bir avuç "ileri" ülke tarafından
mali köleleştirilmesi ve sömürge zulmüne uğratılmasının dünya
sistemidir.
Eskiden, tek tek ülkelerde, ya da daha doğrusu,
şu ya da bu gelişmiş ülkede proletarya devriminin nesnel koşullarının
varlığından ya da yokluğundan söz etmek âdetti. Şimdi bu bakış açısı
artık yetersizdir.
Şimdi, yekpare bir bütün olarak
emperyalist dünya ekonomisinin tüm sistemi içinde devrim için nesnel
koşulların varlığından söz etmek gerekir; bir bütün olarak sistem devrim
için eğer şimdiden olgunlaşmış-sa, ya da daha doğrusu, olgunlaştığı
için, sınai bakımdan yetersiz derecede gelişmiş ülkelerin bu sisteme
dahil olması hususu, devrim için aşılamayacak bir engel oluşturamaz.
Eskiden, gelişmiş şu ya da bu ülkede proleter devrimden, karşıt kutup
olarak sermayenin şu ya da bu ulusal cephesine karşı koyan ayrı, kendi
kendine yeterli bir varlık olarak söz etmek âdetti. Şimdi bu bakış açısı
artık yetersizdir. Şimdi proleter dünya devriminden söz etmek gerekir,
çünkü sermayenin tek tek ulusal cepheleri, bütün ülkelerin devrimci
hareketinin genel cephesinin karşısına konması gereken, emperyalizmin
dünya cephesi denen yekpare bir zincirin halkalarına dönüşmüşlerdir.
Eskiden, proleter devrim, salt verili ülkenin iç gelişmesinin sonucu
olarak görülürdü. Şimdi bu bakış açısı yetersizdir. Şimdi proleter
devrimi, herşeyden önce, emperyalizmin dünya sistemindeki çelişkilerin
gelişmesinin sonucu olarak, emperyalist dünya cephesi zincirinin şu ya
da bu ülkede kırılmasının sonucu olarak görmek gerekir.
Devrim nerede başlayacak; sermayenin cephesi ilkönce nerede, hangi
ülkede yarılabilecek?
Sanayiin en gelişmiş olduğu,
proletaryanın çoğunluğu oluşturduğu, kültürün daha fazla, demokrasinin
daha fazla olduğu yerde, denirdi eskiden genellikle.
Hayır,
der Leninist devrim teorisi, sanayinin en gelişmiş olduğu, vs. yerde
olması şart değil. Sermaye cephesi, emperyalizmin zincirinin en zayıf
olduğu yerde yarılacaktır, çünkü proleter devrim, emperyalist dünya
cephesi zincirinin en zayıf halkasından kopmasının sonucudur; devrimi
başlatan ülkenin, sermaye cephesini yaran ülkenin, kapitalist bakımdan
daha gelişmiş, ve fakat buna rağmen kapitalizmin çerçevesi içinde kalan
ülkelerden daha az gelişmiş olması mümkündür.
1917 yılında
emperyalist dünya cephesi zincirinin Rusya'da diğer ülkelerden daha
zayıf olduğu görüldü. Ve orada da koptu ve proleter devrimin yolunu
açtı. Neden? Çünkü Rusya'da, başında, büyük toprak sahipleri tarafından
ezilen ve sömürülen köylülüğün milyonlarca kitlesi gibi son derece
ciddiye alınması gereken bir müttefiki olan devrimci proletaryanın
yürüdüğü büyük bir halk devrimi gelişiyordu. Çünkü orada devrimin
karşısında, tüm manevi saygınlığını yitirmiş ve tüm halkın haklı
nefretini üstüne çekmiş olan Çarlık gibi, emperyalizmin iğrenç bir
temsilcisi duruyordu. Rusya'da zincirin daha zayıf olduğu görüldü, oysa
Rusya kapitalist bakımdan örneğin Fransa ya da Almanya'dan, İngiltere ya
da Amerika'dan daha az gelişmişti.
Yakın gelecekte zincir
nerede kopacaktır? Yine en zayıf olduğu yerde. Zincirin, örneğin
Hindistan'da kopması dıştalanamaz. Neden? Çünkü orada, genç, mücadeleci,
devrimci bir proletarya var, ve bu proletarya, ulusal kurtuluş hareketi
gibi bir müttefike, hiç kuşkusuz büyük ve hiç kuşkusuz ciddiye alınması
gereken bir müttefike sahip. Çünkü orada devrimin karşısında, tüm manevi
kredisini yitirmiş ve Hindistan'ın ezilen ve sömürülen kitlelerinin
genel nefretini üzerine çekmiş yabancı emperyalizm gibi herkesçe bilinen
bir düşman duruyor.
Zincirin Almanya'da kopması da tamamıyla
mümkündür. Neden? Çünkü, örneğin Hindistan'da etkide bulunan faktörler
Almanya'da da etkide bulunmaya başlıyorlar; bu arada, Hindistan ile
Almanya'nın gelişme düzeyi arasındaki muazzam fark, Almanya'daki
devrimin seyri ve sonucu üzerine damgasını mutlaka basacaktır.
Bu yüzden Lenin der ki:
"Batı Avrupa'nın kapitalist ülkeleri
sosyalizme doğru gelişmelerini... sosyalizmin bu ülkelerde dengeli bir
şekilde 'olgunlaşması' yoluyla değil, bilakis bir devletin başka
devletler tarafından sömürülmesi yoluyla, emperyalist savaş sırasında
ilkönce yenilen ülkenin, tüm Doğu ile birlikte sömürülmesi yoluyla
tamamlayacaklardır. Öte yandan, tam da bu birinci emperyalist savaşın
sonucu olarak, Doğu devrimci harekete kesinlikle girmiş ve kesin olarak
dünya devrimci hareketinin genel girdabına çekilmiştir." (Bkz. Lenin,
Seçme Eserler, C. 9, s. 432-433. [s. 434. �İnter Yayınları.])
Kısacası, emperyalist cephenin zinciri, genel kural olarak, zincirin
halkalarının en zayıf olduğu yerde kopacaktır ve kesinlikle, mutlaka
kapitalizmin en gelişmiş olduğu, yüzde şu kadar proleter, yüzde bu ka-
dar köylünün olduğu vb. yerde değil.
Bu nedenle, proleter
devrim sorununu çözerken, herhangi bir ülkede proleter nüfusun yüzde
payı üzerine istatistik! hesaplara, emperyalizmi kavramayan ve devrimden
vebadan korkar gibi korkan II. Enternasyonal doktirinerlerinin seve seve
biçtikleri olağanüstü önem düşmez.
Devam: İkinci
Enternasyonal kahramanları, bir yanda burjuva demokratik devrim ile, öte
yanda proleter devrim arasında, ikisini birbirinden az çok uzun bir
zaman boyunca ayıran �bu zaman aralığında, iktidara geçen burjuvazinin
kapitalizmi geliştirdiği, proletaryanın ise güç topladığı ve kapitalizme
karşı "tayin edici mücadele"ye hazırlandığı� bir uçurum, ya da her
halükârda bir Çin Şeddi bulunduğunu iddia ederlerdi (ve hâlâ ederler).
Bu zaman aralığının genellikle pekçok on-yıl, hatta daha da uzun
süreceği hesaplanır. Bu Çin Şeddi "teorisi"nin, emperyalizm koşullan
altında herhangi bir bilimsel anlamdan yoksun olduğunu, burjuvazinin
karşı-devrimci emellerinin yalnızca gizlenmesi, şirin gösterilmesi
olduğunu, başka birşey olamayacağım kanıtlamaya herhalde gerek yoktur.
Çatışmalara ve savaşlara gebe olan emperyalizm koşullan altında,
"gelişen" kapitalizmin "can çekişen" kapitalizme dönüştüğü (Lenin) ve
devrimci hareketin dünyanın bütün ülkelerinde geliştiği, emperyalizmin,
Çarlık ve feodalizm dahil, istisnasız bütün gerici güçlerle ittifak
yaptığı ve böylece Batı'daki proletarya hareketinden, Doğu'daki ulusal
kurtuluş hareketine kadar bütün devrimci güçlerin birleşmesini zorunlu
kıldığı, feodal serflik koşullarının kalıntılarından kurtulmanın
emperyalizme karşı mücadele olmaksızın imkânsız olduğu "sosyalist
devrimin arifesi" koşulları altında, az çok gelişmiş bir ülkede bu
koşullar altında burjuva-demokratik devrimin proleter devrime varmak
zorunda olduğunu, birincisinin ikincisine geçmek zorunda olduğunu
tanıtlamaya herhalde gerek yoktur. Rus-ya'daki devrimin tarihi, bu tezin
doğruluğunu ve tartışma götürmezliğini apaçık tanıtlamıştır. Lenin'in
daha 1905'te, birinci Rus devriminin arifesinde, "İki Taktik" adlı
yapıtında burjuva-demokratik devrim ile sosyalist devrimi bir tek
zincirin iki halkası olarak, Rus devriminin coşkulu ilerleyişinin
yekpare ve kendi içinde bütünlüklü tablosu olarak göstermesi nedensiz
değildi.
"Proletarya, mutlakıyetin [Absolutismus �ÇN]
direnişini şiddet yoluyla kırmak ve burjuvazinin yalpalayan tavrını
etkisiz hale getirmek için, köylü yığınlanyla ittifak kurarak
demokratik'devrimi sonuna kadar götürmelidir. Proletarya, burjuvazinin
direnişini şiddet yoluyla kırmak ve köylülüğün ve küçük-burjuvazinin
yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için, nüfusun yan-proleter
unsurlarıyla ittifak kurarak sosyalist devrimi başarmalıdır. Yeni
'Iskra'cıların, devrimin coşkulu ilerleyişi konusunda bütün savlarında
ve kararlarında o denli dar biçimde sundukları proletaryanın görevleri
işte bunlardır." (Bkz. Lenin, Seçme Eserler, C. 3, s. 104-105. [s.
105-106. �İnter Yayınları.])
Leninist devrim teorisinin
temel direklerinden biri olarak burjuva devriminin proleter devrime
geçmesi fikrinin, Lenin'in "İki Taktik" adlı yapıtındakinden daha
belirgin bir şekilde ortaya çıktığı, daha sonraki diğer yapıtlarının
burada sözünü bile etmiyorum.
Öyle görünüyor ki, bazı
yoldaşlar, Lenin'in bu fikre ancak 1916'da vardığını; o zamana kadar
Rusya'da devrimin burjuva çerçevesi içinde kalacağım, ve dolayısıyla
iktidarın proletaryanın ve köylülüğün diktatörlük organının elinden,
proletaryanın eline değil, burjuvazinin eline geçeceğini düşündüğünü
sanıyorlar. Hatta bu görüşün, komünist basınımıza bile girdiği
söyleniyor. Bu iddianın kesinlikle yanlış olduğunu, kesinlikle gerçeğe
uymadığını söylemeliyim.
Burada Lenin'in 1905'te III.
Kongre'de yaptığı, proletarya ve köylülüğün diktatörlüğünü, yani
demokratik devrimin zaferini "'düzen' örgütü" olarak değil "savaş
örgütü" olarak nitelendirdiği, bilinen konuşmasına atıfta bulunabilirim
(Bkz. Lenin, Bütün Eserler, C. 7, s. 361).
Burada ayrıca
Lenin'in, Rus devriminin gelişme perspektiflerini çizerek Parti�ye "Rus
devriminin birkaç aylık bir hareket değil; bilakis yıllarca süren bir
hareket olması için; sadece iktidarı ellerinde tutanlardan küçük
tavizler koparılmasına değil, bilakis onların tamamıyla devrilmesine yol
açmasını sağlamak" görevini verdiği "Geçici Hükümet Üzerine" bilinen
makalelerine atıfta bulunabilirim. Lenin bu makalelerde bu perspektifi
daha da genişletip Avrupa'da devrime bağlayarak, şöyle devam etmektedir:
"Bu başarılırsa, o zaman... o zaman devrim yangını Avrupa'yı ateşe
verecektir; burjuva gericiliği altında inleyen Avrupa işçisi ayaklanacak
ve bize 'işin nasıl yapıldığını' gösterecektir; o zaman Avrupa'daki
devrimci kabarış Rusya'da yankılanacak ve birkaç devrim yılından oluşan
bir dönemi, birkaç devrim onyılından oluşan bir döneme
dönüştürecektir..." (Lenin, Seçme Eserler, C. 3, s. 32. [s. 40. �İnter
Yayınları.])
Burada ayrıca yine Lenin'in Kasım 1915'te
yayınlanan iyi bilinen bir makalesine daha atıfta bulunabilirim. Orada
şöyle yazıyor:
"Proletarya, iktidarın ele geçirilmesi için,
cumhuriyet için, topraklara elkoymak için, ... burjuva Rusya'nın
askeri-feodal 'emperyalizmden' (=Çarlıktan) kurtarılmasına 'proleter
olmayan halk yığınlarını' katılması için mücadele ediyor ve yiğitçe
mücadele etmeye devam edecektir. Ve proletarya, burjuva Rusya'nın
Çarlıktan, büyük toprak sahiplerinin toprak üzerindeki hakimiyetinden
kurtuluşundan, tarım işçilerine karşı mücadelelerinde zengin köylülere
yardım etmek için değil, bilakis Avrupa proleterleri ile birlik içinde
sosyalist devrimi yapmak için yararlanacaktır." (Bkz. Lenin, Seçme
Eserler, C. 5, s. 157-158. [s. 174-175.�İnter Yayınları.])
Son olarak burada Lenin'in, Rus devriminin coşkulu ilerleyişine ilişkin
yukarıda "İki Taktik"ten aktarılan alıntıya işaret ederek şu sonuca
vardığı "Proleter Devrim ve Dönek Kautsky" adlı yapıtındaki bilinen
pasaja atıfta bulunabilirim:
"Herşey tam da söylediğimiz gibi
oldu. Devrimin seyri, gerekçelerimizin doğruluğunu onayladı. Önce
'bütün' köylülükle birlikte monarşiye karşı, büyük toprak sahiplerine
karşı, ortaçağ rejimine karşı (ve by ölçüde devrim bir
burjuva-demokratik devrim olarak kalır). Sonra yoksul köylülükle
birlikte, yarı-proleterlerle birlikte, tüm sömürülenlerle birlikte, kır
zenginleri, Kulaklar, spekülatörler de dahil kapitalizme karşı, ve bu
ölçüde devrim sosyalist bir devrim olur. Birincisi ile ikincisi arasına
yapay olarak bir Çin Şeddi çekmeye, bu ikisini birbirinden proletaryanın
hazırlık derecesinden ve kır yoksullarıy-la birleşme derecesinden
herhangi bir başka şeyle ayırmaya çılışmak, Marksizmi muazzam çarpıtmak
ve bayağılaştırmak, onun yerine liberalizmi geçirmek demektir." (Bkz.
Lenin, Bütün Eserler, C. 23, s. 506.)
Sanırım bu kadar yeter.
Pekâlâ, eğer durum böyleyse, o zaman Lenin niçin "sürekli (kesintisiz)
devrim" fikrine karşı mücadele etti? denebilir.
Çünkü Lenin,
köylülüğün devrimci yeteneğinden "sonuna kadar yararlanmayı" ve onların
devrimci enerjisinden Çarlığı tamamıyla tasfiye etmek, proletarya
devrimine geçmek için yararlanmayı önerirken; "sürekli devrim" yanlıları
köylülüğün Rus devrimindeki büyük rolünü anlamıyor, köylülüğün devrimci
enerjisinin gücünü olduğu gibi, Rus proletaryasının köylülüğe önderlik
etme gücünü ve yeteneğini azımsı-yor ve böylece köylülüğün burjuvazinin
etkisinden kurtulmasını, köylülüğün proletarya etrafında birleşmesini
zorlaştırıyorlardı.
Çünkü Lenin, devrimin eserini, iktidarın
proletaryaya geçişi ile tatlandırmayı önerirken; "sürekli" devrim
yanlıları doğrudan proletarya iktidarının kurulmasıyla işe başlamak
istiyorlar, böyle yapmakla feodalizmin kalıntıları gibi bir "küçük
ayrıntı"yı görmezlikten geldiklerini ve Rus köylülüğü gibi son derece
ciddiye alınması gereken bir gücü hesaba katmadıklarını kavramıyorlar,
böyle bir siyasetin köylülüğün proletaryadan yana kazanılmasını yalnızca
dizginleyebileceğim kavramıyorlardı.
Dolayısıyla Lenin,
"sürekli" devrim yanlılarına karşı süreklilik sorunundan dolayı mücadele
etmedi, çünkü bizzat Lenin de kesintisiz devrimden yanaydı, onlarla tam
tersine, proletaryanın muazzam bir yedeğini oluşturan köylülüğün rolünü
azımsadıkları için, proletaryanın hegemonyası fikrini kavramadıkları
için mücadele etti.
"Sürekli" devrim fikri, yeni bir fikir
olarak görülmemelidir. Bu fikir ilk olarak Marx tarafından kırklı
yılların sonundaki ünlü "Komünistler Birliği'ne Söylev"inde (1850)
geliştirilmişti. Bizim "süreklicilerimiz"in Marx'tan aldıkları bu fikri
biraz değiştirdikleri ve bu değişiklikle onu "berbat ettikleri" ve
pratik kullanım için işe yaramaz hale getirdiklerine dikkat
çekilmelidir. Bu hatanın düzeltilmesi, Marx'ın kesintisiz devrim
fikrinin arı biçimiyle ele alınıp Leninist devrim teorisinin temel
dayanaklarından biri yapılması için Lenin'in deneyimli eline gerek
vardı.
Marx "Söylev"inde, Komünistleri gerçekleştirmeye
çağırdığı bir dizi devrimci-demokratik talepleri sıraladıktan sonra,
kesintisiz (sürekli) devrim üzerine şunları söyler:
"Demokratik küçük burjuvalar devrimi mümkün olduğunca çabuk ve en iyi
halde yukarıdaki taleplerin gerçekleştirilmesiyle sona erdirmek
isterlerken, az çok bütün mülk sahibi sınıflar iktidardan
uzaklaştı-nlıncaya, devlet iktidarı proletarya tarafından ele
geçirilinceye ve yalnızca bir tek ülkedeki değil, bilakis dünyanın tüm
hakim ülkelerinde proleterlerin birliği, bu ülkelerin proleterleri
arasındaki rekabet ortadan kalkacak ve en azından tayin edici üretici
güçler proletaryanın elinde yoğunlaşacak kadar ilerleyinceye dek devrimi
sürekli kılmak bizim sorunumuz ve bizim görevimizdir."
Başka
bir deyişle:
a) Marx, bizim Rus "süreklicilerimiz"in
planlarının tersine, ellili yıllar Almanyası'nda devrime doğrudan
proletarya iktidarı ile başlamayı kesinlikle önermemiştir;
b)
Marx yalnızca, devrimin eserini proletaryanın devlet iktidarı ile
taçlandırmayı, burjuvazinin bir fraksiyonu ardından diğerini adım adım
iktidarın kumanda mevkilerinden uzaklaştırıp, proletarya iktidarı ele
geçirdikten sonra, tüm ülkelerde devrimi tutuşturmayı önermiştir
�Lenin'in bütün öğrettikleri ve emperyalizm koşullan altında proletarya
devrimi teorisini izleyerek devrimimizin seyri içinde bütün
gerçekleştirdikleri, bu önermeye tamamen uygundur.
O halde,
bizim Rus "süreklicilerimiz" yalnızca Rus devriminde köylülüğün rolünü
ve proletarya hegemonyası fikrinin önemini azımsamakla kalmamışlar, aynı
zamanda Marx'm "sürekli" devrim fikrini (kötü yönde) değiştirmişler ve
pratikte işe yaramaz kılmışlardır.
Bunun içindir ki Lenin,
bizim "süreklicilerimiz"in teorisiyle alay etmiş, bu teoriyi "orijinal"
ve "şahane" diye nitelendirmiş ve onları "hayatın on yıldan beri bu
şahane teorinin yanından gelip geçmemesi-nin nedenleri üzerine
düşünmekle" suçlamıştır. (Lenin'in bu makalesi, Rusya'da
"sürekliciler"in teorisinin ortaya çıkışından 10 yıl sonra, 1915'te
yazılmıştı � bakınız Lenin, Seçme Eserler, C. 5, s. 156. [s. 173.�İnter
Yayınları.])
Bunun içindir ki Lenin, bu teoriyi yarı-menşevik
bir teori sayıyor ve bu teori "Bolşeviklerden proletaryanın kararlı
devrimci mücadele ve siyasi iktidarın proletarya tarafından ele
geçirilmesi çağrısını ödünç alırken, Menşeviklerden ise köylülüğün
rolünün 'yadsınması'nı ödünç alıyor" diyordu (bkz. Lenin'in "Devrimin
İki Çizgisi" makalesi, aynı yerde.).
Lenin'in
burjuva-demokratik devrimin proletarya devrimine geçmesi üzerine,
burjuva devriminden "derhal" proletarya devrimine geçmek için yararlanma
fikri işte böyledir.
Devam edelim. Eskiden bir tek ülkede
devrimin zaferi imkânsız görülürdü, çünkü burjuvazi üzerinde zafer için,
tüm ileri ülkelerin, ya da her halükârda bu ülkelerin çoğunluğunun
proleterlerinin ortak eyleminin gerekli olduğu varsaydırdı. Şimdi bu
görüş artık gerçeğe uymamaktadır. Şimdi böyle bir zaferin mümkün
olduğundan hareket etmek gerekir, çünkü emperyalizm koşullan altında
çeşitli kapitalist ülkelerin gelişmesinin eşitsiz ve sıçramah karakteri,
emperyalizmin içindeki, kaçınılmaz olarak savaşa götüren felaketli
çelişkilerin gelişmesi, dünyanın tüm ülkelerinde devrimci hareketin
büyümesi � tüm bunlar, proletaryanın tek tek ülkelerde zaferini yalnız
mümkün değil, bilakis gerekli de kılmaktadır. Rus devriminin tarihi,
bunun doğrudan kanıtıdır. Ancak burada, burjuvazinin başarılı bir
şekilde devrilmesinin ancak belli, mutlak gerekli koşullar var olduğu
zaman mümkün olduğunu, bunlar olmaksızın iktidarın proletarya tarafından
ele geçirilmesinin düşünülemeyeceğini gözönünde bulundurmak gerekir.
Bu koşullar üzerine Lenin, "Çocukluk Hastalığı" adlı yapıtında şunları
söyler:
"Devrimin temel yasası, tüm devrimler
tarafından ve özellikle yirminci yüzyıldaki üç Rus devriminin tümü
tarafından doğrulanan temel yasa şudur: Devrim için, sömürülen ve
zincire vurulan kitlelerin eski tarzda yaşamaya devam etmelerinin mümkün
olmadığının bilincine varmaları ve değişildik talep etmeleri yetmez;
devrim için, sömürenlerin anık eski tarzda yaşama ve hükmetmelerinin de
mümkün olmaması gerekir. Ancak 'alt katmanlar' eski düzeni artık
istemedikleri ve 'üst katmanlar' eski tarzda yaşayamadıkları zaman,
ancak o zaman devrim zafere ulaşabilir. Bu gerçeği başka bir deyişle
şöyle ifade edebiliriz: Tüm ulus çapında (sömürülenleri olduğu gibi
sömürenleri de kapsayan) bir bunalım olmaksızın devrim mümkün değildir.
Dolayısıyla, bir devrim olabilmesi için, birincisi, işçilerin
çoğunluğunun (ya da her halükârda sınıf bilinçli, düşünen, siyasi
bakımdan aktif işçilerin çoğunluğunun) devrimin gerekliliğini tam olarak
kavraması ve devrim uğruna ölmeye hazır olmaları; ikincisi, hakim
sınıfların, en geri kitleleri bile siyasetin içine çeken..., hükümeti
iktidarsız kılan ve devrimcilerin bu hükümeti hızla devirmesini
kolaylaştıran bir hükümet bunalımından geçiyor olmaları gerekir?" (Bkz.
Lenin, Seçme Eserler, C. 10, s. 120. [s. 143-144.�İnter Yayınları.])
Ama bir tek ülkede burjuvazinin iktidarını devirip proletaryanın
iktidarını kurmak, henüz sosyalizmin tam zaferini güvencelemek değildir.
Muzaffer ülkede, kendi iktidarını pekiştiren ve köylülüğe önderlik eden
proletaryanın, sosyalist toplumu inşa etmesi mümkündür ve zorunludur.
Ama bu, onun böylece sosyalizmin eksiksiz, kesin zaferini başarabileceği
mi demektir, yani bu, proletaryanın yalnızca bir ülkenin güçleriyle
sosyalizmi kesin olarak sağlamlaştırabileceği ve ülkeyi müdahaleye karşı
ve dolayısıyla bir restorasyona karşı da tamamıyla gü-venceleyebileceği
mi demektir? Hayır, bu demek değildir. Bunun için en azından birkaç
ülkede devrimin zaferi gereklidir. Bu yüzden, diğer ülkelerde devrimin
geliştirilmesi ve desteklenmesi, muzaffer devrimin özsel bir görevidir.
Bu yüzden, muzaffer ülkenin devrimi kendini, kendi kendine yeterli bir
varlık olarak değil, diğer ülkelerde proletaryanın zeferini
hızlandırmanın dayanağı, aracı olarak görmelidir.
Lenin bu
düşünceleri birkaç kelime ile şöyle diyerek ifade etmiştir: Muzaffer
devrimin görevi, "bütün ülkelerde devrimin geliştirilmesi,
desteklenmesi, alevlendirilmesi iç in bir tek ülkede mümkün olanın en
çoğunu" yapmaktır (Bkz. Lenin, Bütün Eserler, C. 23, s. 497).
Leninist proletarya devrimi teorisinin karakteristik özellikleri genel
hatlarıyla işte bunlardır.
LENİNİZMİN
TEMELLERİ ÜZERİNE