İNGİLTERE 'DE EMEKÇİ SINIFIN DURUMUNA
EK[83]
BİR İNGİLİZ GREVİ[562*]
Yukardaki konuda yazdığım kitapta, tek tek bazı
noktaların olgusal kanıtlarını verememiştim. Kitabı çok kalın ve sindirilemez
hale getirmemek için, söylediklerimi, resmî belgelerden, yansız yazarlardan ya
da çıkarlarına saldırdığım tarafların yazılarından alıntılarla doğruladığım
zaman ifadelerimin yeterince kanıtlandığını düşünmek durumundaydım. Bu beni,
kişisel gözlemlerime dayandıramadığım belli bazı yaşam koşulları üzerinde
konuşurken çelişkiye düşmekten alıkoymaya yetti. Ama okurun kafasında su
götürmez bir kesinlik yaratmaya yetmedi; öyle bir kesinliği ancak çarpıcı,
yadsınamaz olgular
yaratabilir; öyle bir kesinlik, "atalarımızın bilgeliği"yle sonsuz kuşkuculuğa
mecbur olduğumuz bir çağda, dayanakları ne kadar iyi olursa olsun salt mantık
yoluyla sağlanamaz. Her şeyin ötesinde, önemli sonuçlar sözkonusu olduğu zaman,
olguların ilkelerde bütünleşmesi sözkonusu olduğu zaman, tanımlanacak şey farklı,
küçük halk kesimlerinin koşulları değil de sınıfların birer bütün olarak
birbirleriyle ilişkilerindeki konumları olduğu zaman, olgular kesinlikle
yaşamsal önemdedir. Biraz önce belirttiğim nedenlerle, bu olguları, kitabımdaki
her konu için ayrı ayrı veremedim. Bu kaçınılmaz eksikliği şimdi burada
gidereceğim ve zaman zaman, elimdeki kaynaklarda bulduğum olguları sunacağım.
Aynı zamanda, yazdıklarımın bugün hâlâ doğru olduğunu göstermek için, yalnızca
geçen yıl İngiltere'den ayrılışımdan bu yana ortaya çıkan ve ancak kitabım
yayınlandıktan sonra öğrendiğim olguları kullanacağım.
Kitabımı okuyanlar anımsar, ben esas itibarıyla
burjuvazinin ve proletaryanın, birbiriyle ilişkileri çerçevesindeki konumlarını
belirlemekle ve bu iki sınıf arasındaki savaşımın zorunluluğunu anlatmakla
ilgilendim; proletaryanın bu savaşı yürütmekte ne kadar haklı olduğunu
kanıtlamaya ve İngiliz burjuvazisinin o güzel sözlerini, gene onların o çirkin
eylemleriyle çürütmeye özel önem gösterdim. İlk sayfadan son sayfaya kadar
yazdığım, İngiliz burjuvazisine karşı bir iddianameydi. Şimdi, kanıtlardan
birkaç seçme daha sunacağım. Ne var ki, İngiliz burjuvalara yeterince
hırslandığım için, kendimi tutabildiğim ölçüde, onlara karşı bir kez daha
atlanıp pusatlanmak niyetinde değilim; kendime hakim olacağım.
Tanışacağımız ilk iyi yurttaş ve paterfamilias[563*]
eski bir dosttur, daha doğrusu iki dosttur. 1843'e gelindiğinde, Baylar Pauling
ve Henfrey, artan iş yükü karşılığı fazla ücret almaları isteminden dönmeye en
iyi kanıtlar karşısında bile yanaşmadıkları, Nuh deyip peygamber demedikleri
için işi bırakan işçilerle, tanrı bilir kaç kez anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Önemli
bir inşaat yüklenimcisi olan ve birçok tuğla yapımcısı, marangoz, vb. çalıştıran
Pauling ve Henfrey, başka işçileri işe aldılar; bu tutum, çekişmeye ve sonunda
da Pauling ve Henfrey'in tuğla harmanında sopalar ve silahlarla
[sayfa 386] kanlı bir çatışmaya yolaçtı ve yarım
düzine işçinin Van Diemen topraklarına[84]
sürülmesiyle sonuçlandı; kitabımda bu noktalara enine boyuna değinildi.[564*]
Ama Pauling ve Henfrey her yıl işçileriyle şu ya da bu konuda bir parça
itişip-kakışmak zorundaydılar, yoksa içleri rahat etmiyordu; o yüzden de Ekim
1844'te işçileri yeniden tacize başladılar. Bu kez, insansever
yüklenimcilerimizin, daha çok gönendirmekte sabırsızlandıkları kişiler
marangozlardı. Manchester ve yöresindeki marangozlar arasında ezelden beri
süregelen bir gelenek vardır, Candelmas'tan[565*]
17 Kasıma kadar "ışık yakmama" geleneği; yani uzun günler boyunca sabah altıdan
akşam altıya kadar çalışma, kısa günlerde de gün ışır ışımaz başlama ve ortalık
kararınca işi bırakma geleneği vardı. 17 Kasımdan itibaren de ışıklar yakılır ve
çalışma tam iş günü sürdürülürdü. Bu "barbarca" gelenek uzun süredir canlarına
tak eden Pauling ve Henfrey, "Karanlık Çağ'ın bu kalıntısına gaz lambasıyla son
vermeyi düşündüler ve bir akşam vakti, saat henüz altıya gelmediyse de
marangozlar artık bir şey göremez hale gelip de aletlerini tezgahın üstüne koyup
ceketlerine uzanınca ustabaşı bir gaz lambası yaktı ve saat altıya kadar
çalışmak zorunda olduklarını söyledi. Bu durum kendilerine uygun gelmemişti; o
yüzden marangozluk yapan bütün işçileri genel bir toplantıya çağırdılar. Bay
Pauling çok şaşırdı; işçilerine, toplantı çağrısında bulundukları için hoşnut
olmadıkları bir şey bulunup bulunmadığını sordu. İşçilerden bazıları, toplantı
çağrısından doğrudan kendilerinin değil, sendika komitesinin sorumlu olduğunu
bildirdiler. Bay Pauling, sendikayı hiç umursamadığı yanıtını verdi ve bir
öneride bulundu: Işıkların yakılmasını kabul ederlerse karşılığında işçilere
cumartesi günleri üç saat izin vereceğini ve –ne cömert adam– her gün çeyrek
saat fazla çalışmalarına ve bunun için fazla ücret almalarına izin vereceğini
söyledi! İşçilerin bu durumda, bütün öteki işliklerde ışıklar yakılmaya
başlandıktan itibaren yarım saat daha fazla çalışmaları [sayfa
387] gerekiyordu, işçileri bu öneriyi incelediler ve Pauling ve
Henfrey'in kısa günlerde her gün bir saat kazanacağını, o dönemde her işçinin
toplam 92 saat çalışmak zorunda kalacağını yani bir kuruş bile fazla para
almadan 9¼ gün fazla çalışmış olacağını ve firmanın çalıştırdığı tüm işçiler
dikkate alındığı zaman kış aylarında ücretlerden bu beyefendilerin 400 sterlin
(2.100 taler) tasarruf edeceğini hesapladılar. Bu nedenle işçiler genel
toplantıyı yaptılar ve işçi arkadaşlarına, eğer bir firma bu usulü uygulamaya
koyabilirse, tüm öteki firmaların da aynı yolu tutacağını ve bunun sonucunda
ücretlerde genel ve dolaylı bir indirim olacağını, yöredeki marangozların
ücretlerinde yıllık yaklaşık 4.000 sterlinlik bir indirim olacağını açıkladılar.
İzleyen Pazartesi günü, Pauling ve Henfrey'de çalışan tüm marangozların üç aylık
işten ayrılma ihbarını vermesi ve işverenler fikir değiştirmezse, ihbar süresi
sonunda işi bırakmaları kararlaştırıldı. Sendika da iş bırakımı durumunda para
toplayarak destek olacağı sözünü verdi.
14 Ekim Pazartesi günü işçiler ihbarda bulundular,
kendilerine hemen işi bırakabilecekleri söylendi; onlar da böyle yaptılar. Aynı
akşam tüm yapı işçileri toplantısı yapıldı; o toplantıda her daldan yapı
işçileri grevcilere destek yüklenimi altına girdiler. İzleyen Çarşamba ve
Perşembe günü, o yörede Pauling ve Henfrey'e çalışan tüm marangozlar da işi
bıraktılar ve grev
tam hızını aldı. Yapı işverenleri, birdenbire böyle sudan çıkmış balığa dönünce,
her yana hatta İskoçya'ya bile adam salarak işçi toplamaya başladılar; çünkü tüm
yörede onlara çalışmak isteyen tek kişi yoktu. Birkaç gün içinde
Staffordshire'dan onüç işçi geldi. Ama grevciler, o işçilerle konuşma fırsatını
bulur bulmaz anlaşmazlığı ve çalışmayı neden bıraktıklarını açıkladılar ve yeni
gelenlerin çoğu çalışmayı sürdürmeyi reddetti. Ama patronların, bu durumla
başedecek etkin bir çareleri vardı: Serkeşleri, onları yoldan çıkaranlarla
birlikte, sulh yargıcı Daniel Maude hazretlerinin huzuruna çıkardılar.
Ama onları orada izlemeden önce, Daniel Maude hazretlerinin erdemlerini bir bir
anlatmalıyız.
Daniel Maude hazretleri, Manchester'daki "aylıklı
majistra"dır.[566*]
İngiliz majistralar genelde zengin burjuvalar ya da topraksahibidirler, bazıları
din adamıdır, hükümetçe atanırlar. Ama bu Kızılcıklar, yasalardan falan pek
anlamadıkları için avaz avaz haykıran gaflar yaparlar, burjuvaziyi gülünç duruma
düşürürler ve hatta burjuvaziye zarar verirler; çünkü yetenekli bir avukat
tarafından savunuluyorsa, bir işçiyle bile karşı karşıya geldikleri zaman tam
bir kargaşa içine düşerler ya da işçiyi cezalandırırken, yasal bir gereği ihmal
ederler –ki bu, davanın başarıyla temyiz edilmesi sonucunu verir– ya da
kolaylıkla yanlış yola saptırılabilirler ve işçiyi aklarlar. Bunun yanısıra
büyük kentlerdeki ve sanayi yörelerindeki zengin imalatçıların, bir mahkemede
sıkıntılı günler geçirecek kadar zamanları da yoktur ve bir remplacant[567*]
göndermeyi yeğlerler. İşte bu çerçevede, bu kentlerde kentin kendi girişimiyle,
genelde hukuktan, yasadan anlayan ücretli majistralar, sulh yargıçları atanır;
bunlar İngiliz hukukunun tüm püf noktalarını eğip bükebilen ve gerektiğinde
burjuvazi yararına geliştirebilen kişilerdir. Bu doğrultudaki çabalarını izleyen
örnek çok iyi gösteriyor.
Daniel Maude hazretleri, Whig hükümetinin atadığı
çok sayıda liberal sulh yargıcından biridir. Manchester Yöre Mahkemesi[568*]
arenasının içinde ve dışındaki kahramanca serüvenlerinden yalnızca ikisini
anacağız. 1842'de imalatçılar güney Lancashire işçilerini, Ağustos başında
Stalybridge ve Ashton'da bir başkaldırıya zorlayınca, yaklaşık 10.000 işçi
başlarında çartist Richard Pilling olduğu halde 9 Ağustos günü "borsada
patronlarıyla buluşmak ve Manchester piyasasının nasıl olduğunu görmek üzere"[85]
oradan Manchester'a yürümüşlerdi.
Kentin dış mahallelerine ulaştıkları zaman Daniel
Maude hazretleri tarafından karşılandılar; yanında saygıdeğer polis kuvvetleri,
bir süvari birliği, bir de piyade bölüğü vardı. [sayfa 389]
Ama bu yalnızca bir gösteri olsun diyeydi; çünkü ayaklanmanın yayılması ve Tahıl
Yasasının yürürlükten kaldırılması için bir zorlama haline gelmesi,
imalatçıların ve liberallerin çıkarmaydı. Daniel Maude hazretleri, değerli
arkadaşlarıyla bu konuda görüş birliğindeydi; işçilerle uzlaştı, onların "huzuru
bozmamak" ve belirlenmiş bir yoldan yürümek koşuluyla kente girmelerine izin
verdi. Çok iyi biliyordu ki, isyancılar bu sözü tutmayacaklardı; zaten o da
sözlerini tutmalarını hiç mi hiç arzu etmiyordu – isteseydi bu danışıklı dövüş
başkaldırıyı çok az bir çabayla, daha tomurcukken koparıp atabilirdi; ama öyle
yapsaydı Tahıl Yasasıyla savaşan dostlarının çıkarma davranmış olmazdı, sir
Robert Peel'in çıkarma davranmış olurdu. O nedenle askerleri geri çekti ve
işçilerin kente girmesine izin verdi; işçiler kentteki tüm fabrikaların
çalışmasını derhal durdurdular. Ama başkaldırının kesin olarak liberal
burjuvaziye karşı yöneltildiği ve "kahrolası Tahıl Yasası"nı hiç
umursamadığı anlaşılır anlaşılmaz, Daniel Maude hazretleri, bir kez daha yargı
görevinin başına geçti ve işçileri düzineyle tutuklatarak "huzuru bozma"
suçundan hiç aman vermeksizin cezaevine gönderdi – yani önce huzurun bozulmasına
izin verdi sonra cezalandırdı. Bu Manchesterlı Hazret-i Süleyman'ın meslek
kariyerindeki bir başka özelliğini de şu olay gösteriyor: Tahıl Yasasına Karşı
Lig, Manchester'da kamuya açık toplantılarda birçok kez sopayla kovalandığı için,
yalnızca biletle girilen özel toplantılar yapıyordu – bu özel toplantılarda
alman kararlar ve dilekçelerse, kamuya açık toplantıların kararı ve
dilekçesiymiş, dolayısıyla, Manchester "kamuoyü'nun kararı ve dilekçesiymiş gibi
sunuluyordu. Liberal imalatçıların bu sahteci böbürlenmelerine bir son vermek
üzere, aralarında iyi dostum olan James Leach'in de bulunduğu üç-dört
çartist, kendilerine birer bilet uydurdular ve bu özel toplantılardan birine
gittiler. Bay Cobden konuşmak üzere ayağa kalktığı zaman James Leach
başkana, bunun kamuya açık bir toplantı olup olmadığını sordu. Yanıt vermek
yerine başkan polisi çağırdı ve daha fazla gürültü yapmadan Leach'i tutuklattı.
İkinci çartist [sayfa 390] de aynı soruyu sordu,
sonra üçüncüsü, sonra dördüncüsü ve hepsi kapıda yığınak yapmış olan "mavi
şişeler" (polis) tarafından alınıp belediye sarayına götürüldüler. Ertesi sabah
Daniel Maude hazretlerinin huzuruna çıkarıldılar; her şey kendisine çoktan
anlatılmıştı. Bir toplantıda karışıklık çıkarmakla suçlandılar ve daha tek
kelime söylemelerine fırsat kalmadan Daniel Maude hazretlerinin vakur söylevini
dinlemek zorunda kaldılar; yargıç onları bildiğini; yasalara saygılı mazbut
yurttaşların toplantılarını karıştırmak ve gürültü-patırtı etmekten başka
marifeti olmayan siyasal serseriler olduğunu, buna bir son vermek gerektiğini
söyledi. Bu nedenle –ve Daniel Maude hazretleri çok iyi biliyordu ki onlara
gerçek bir ceza vermesi olanaklı değildi– bu nedenle, bu seferlik onları
yalnızca mahkeme giderlerini ödemeye mahkum etti.
Pauling ve Henfrey beylerin serkeş işçilerinin
huzuruna çıkarıldığı yargıç, işte, burjuva erdemlerini anlattığımız bu Daniel
Maude hazretleridir. Ama bir önlem olarak yanlarında bir de avukat getirmişlerdi.
İlk dinlenen sanık, Staffordshire'dan yeni gelen ve arkadaşlarının kendilerini
savunmak amacıyla iş bıraktığı bir yerde çalışmaya devamı reddeden işçiydi.
Pauling ve Henfrey beyler, Staffordshire'dan getirttikleri işçilerle yazılı bir
sözleşme yapmışlar ve bu sözleşme yargıca sunulmuştu.[569*]
Savunma avukatı söze karışarak, bu sözleşmenin bir pazar günü imzalandığını, o
nedenle de geçerli olmadığını söyledi. Daniel Maude hazretleri çok soylu bir
biçimde, pazar günü yapılan "iş sözleşmeleri"nin geçerli olmadığını itiraf etti,
ancak, Pauling ve Henfrey'in, buna bir "iş sözleşmesi" gözüyle baktıklarına
inanmadığını söyledi! Böylece işçiye, buna bir "iş sözleşmesi" olarak bakıp
[sayfa 391] bakmadığını sorarak fazla zaman harcamak
yerine, zavallıcığa, ya çalışmayı sürdürmesini ya da üç ay boyunca ıslahevinde
zorunlu çalışmaya gönderileceğini bildirdi. – Ah Manchesterli Hazret-i Süleyman,
ah! Bu dava böylece bitirildikten sonra, Pauling ve Henfrey beyler ikinci sanığı
getirdiler; adı Salmon'du, firmanın işi bırakan, en eski işçilerinden
biriydi; yeni işçileri tehdit ederek greve katılmaya zorlamakla suçlanıyordu.
Tanık –sonra gelenlerden biri– Salmon'un, kendisinin kolundan tuttuğunu ve
konuştuğunu söyledi. Daniel Maude hazretleri, sanığın tehdit savurup
savurmadığını, adamı dövüp dövmediğini sordu. Tanık, hayır dedi. Daniel Maude
hazretleri –burjuvaziye karşı görevini yaptıktan sonra– yansızlığını göstermek
için bir fırsat yakalamış olmanın verdiği keyifle, bu davada sanığı suçlayacak
herhangi bir öğe bulunmadığını ilan etti. Sanığın yolda yürüyüşe çıkmaya ve
tehditkar sözler söyleyip tehditkar hareketlerde bulunmadıkça başkalarıyla
konuşmaya pekala hakkı bulunduğunu, o nedenle de sanığı akladığını bildirdi. Ama
Pauling ve Henfrey, mahkeme giderlerini ödeseler de, Salmon'u bir gece için
olsun kilit altında tutturmuşlardı ya bu bile bir şeydi. Salmon'un mutluluğu da
uzun sürmedi. 31 Ekim Perşembe günü salıverildikten sonra, 5 Kasım Salı günü
yeniden Daniel Maude hazretlerinin huzurundaydı; bu kez Pauling ve Henfrey
beylere yol ortasında saldırmakla suçlanıyordu. Salmon'un aklandığı aynı
Perşembe günü Manchester'a bazı İskoçlar gelmişti; anlaşmazlığın sona erdiği,
Pauling ve Henfrey'in kabul ettiği geniş çaplı iş yükünün altından kalkabilmek
için gereksindiği sayıda işçiyi bu yörede bulamadıkları söylenerek düpedüz
aldatılmışlardı. Bir süreden beri Manchester'da çalışmakta olan bazı İskoç
işçiler, ertesi günü, Cuma günü işin bırakılma nedenlerini anlatmak üzere
arkadaşlarının yanma gittiler. Çok sayıda İskoç işçi – yaklaşık 400 işçi–
arkadaşlarının kaldığı hanın çevresinde toplandı. Ama İskoç işçiler sanki,
mahpusmuş gibi, kapılarında bir ustabaşı, handa tutuluyordu. Bir süre sonra,
Pauling ve Henfrey beyler, yeni işçilerini işe bizzat götürmek
[sayfa 392] üzere hana geldiler. Grup dışarı çıktığı
zaman, bekleyen işçiler, İskoçları, Manchester'daki iş kurallarına karşı gelerek
ve arkadaşlarını utandırarak çalışmamalarını söylediler. İskoçlardan ikisi biraz
arkada kalmıştı ve bizzat bay Pauling geri koşarak onları ileri sürüklemek
istedi. Kalabalık sakindi, yalnızca grubun hızla ilerlemesini biraz önlüyordu ve
bu arada İskoçları, başkalarının işine müdahale etmemeye, geri gitmeye falan
çağırıyorlardı. Sonunda bay Henfrey'in tepesi attı; kalabalıkta, birçok eski
işçisi vardı, Salmon da aralarındaydı; eski hesabı kapatmak için onu kolundan
yakaladı. Bay Pauling de öteki kolundan yakaladı ve her iki patron da avazları
çıktığı kadar polis diye bağırmaya başladılar. Polis komiseri geldi ve adamı
neyle suçladıklarını sordu; iki ortak çok şaşırdılar, ama "Biz bunu biliyoruz"
dediler; "Tamam o zaman" dedi komiser, "şimdilik bırakalım gitsin." Pauling ve
Henfrey beyler, Salmon'u bir biçimde suçlayabilmek için günlerce düşündüler ve
sonunda avukatlarının tavsiyesine uyarak, yukarda belirttiğimiz suçlamayı ileri
sürdüler. Salmon'a karşı tüm tanıklar dinlendikten sonra, "madencilerin
başsavcısı", tüm majistraların başının belası W. P. Roberts aniden sanık
adına ayağa kalktı ve Salmon'a karşı henüz hiçbir kanıt getirilmediğine göre,
kendisinin tanık getirmesine gerek olup olmadığını sordu. Daniel Maude
hazretleri, Roberts'a kendi tanıklarını dinletebileceğim söyledi; hepsi, bay
Henfrey kolundan yakalayıncaya kadar Salmon'un sakin davrandığını söylediler.
Lehte aleyhte tüm kanıtlar alındıktan sonra Daniel Maude hazretleri, kararını
Cumartesi günü açıklayacağını bildirdi. Anlaşılan, "başsavcı" Roberts'in orada
oluşu, onu, bir kez konuşmadan önce iki kez düşünmeye itmişti.
Cumartesi günü, Pauling ve Henfrey beyler, üç
eski işçilerine –Salmon, Scott ve Mellor– karşı fesat hazırlama ve
tehditle yıldırma gibi ek bir
suçlama daha öne sürdüler. Böylece sendikaya öldürücü bir darbe
vuracaklarını umuyorlardı; haşmetli Roberts'a karşı güvencede olmak için de
Londra'dan seçkin bir avukatı, bay Monk'u getirtmişlerdi. Bay
[sayfa 393] Monk, ilk tanık olarak, önceki Salı günü
gene Salmon'a karşı tanık olarak dinlenen, yeni İskoç işçilerden Gibson'u
göstermişti. Tanık, 1 Kasım günü arkadaşlarıyla birlikte handan çıktıları zaman,
kendilerini itip-kakan bir kalabalıkla karşılaştıklarını, üç sanığın da
kalabalık arasında bulunduğunu söyledi. Tanığı sorguya çekme sırası
Roberts'daydı; tanık Gibson'ı bir başka tanıkla yüzleştirdi; Gibson'ın bir gece
önce o işçiye, önceki Salı günü ifade verirken yemin altında olduğunu
bilmediğini, mahkemede ne yapması ve söylemesi gerektiğini gerçekten
anlamadığını söyleyip söylemediğini sordu. Gibson bu kişiyi tanımadığını söyledi;
bir gece önce iki kişiyle beraber olduğunu, ama karanlık yüzünden birinin bu
kişi olup olmadığını bilmediğini söyledi. Ona benzer bir şey söylemiş olması
olanaklıydı, dediğine göre; çünkü İskoçya'daki yemin şekli,
İngiltere'dekinden farklıydı; tam anımsayamıyordu. Bunun üzerine bay Monk ayağa
kalktı, bay Roberts'ın bu tür sorular sormaya hakkı olmadığını söyledi; Roberts
da bir insan haksız davaları savunursa bu tür itirazlarda bulunmasının çok
normal olduğunu, ama istediğini sormaya hakkı olduğunu, yalnızca tanığın nerde
doğduğunu değil, ama o zamandan beri her gün nerede kaldığını ve her gün ne
yediğini dahi sormaya hakkı olduğunu söyledi. Daniel Maude hazretleri, bay
Roberts'ın elbette böyle bir hakkı olduğunu doğruladı, ama olabildiği kadar konu
içinde kalmasını babaca salık verdi. Bay Roberts, tanığa, Pauling ve Henfrey
için gerçekte olaydan bir gün sonra yani 2 Kasımda çalışmaya başladığını
söylettikten sonra adamın yakasını bıraktı. Sonra bizzat bay Henfrey tanıklık
etti ve olay hakkında Gibson'un söylediklerini yineledi. Bay Roberts sordu:
Rakipleriniz üzerinde haksız bir avantaj sağlamaya çalışmıyor musunuz? Bay Monk,
bu soruya da itiraz etti.
Pekala, dedi bay Roberts, daha açıkça soracağım.
Bay Henfrey, Manchester'daki marangozların çalışma saatlerinin belli bazı
kurallarla saptandığını biliyor musunuz?
Bay Henfrey: Beni o kurallar ilgilendirmez,
ben kendi kurallarımı koyma hakkına sahibim. [sayfa 394]
Bay Roberts: Gayet tabii. Biliyorsunuz,
yemin altındasınız, bay Henfrey, kendi işçilerinizden, başka yapı
yüklenimcilerinden ve usta marangozlardan daha uzun çalışma saatleri talep
etmiyor musunuz?
Bay Henfrey: Evet.
Bay Roberts: Yaklaşık kaç saat?
Bay Henfrey tam olarak bilmiyordu ve
hesaplamak için not defterini çıkardı.
Daniel Maude Hz: Hesaplamak için uzun
zaman harcamanıza gerek yok, yaklaşık kaç saat onu söyleyin.
Bay Henfrey: Yani şey, ışıkların normal
olarak yakıldığı zamana kadar altı hafta boyunca, bir saat kadar sabah, bir saat
de akşam ve ondan sonra da normal olarak ışıkları yakmaya gerek kalmadıktan
sonraki altı hafta gene aynı.
Daniel Maude Hz: Demek ki her bir işçiniz
72 saat ışıklar yakılıncaya dek, 72 saat de ışıklar yakılmaya başladıktan sonra
olmak üzere, 12 hafta içinde 144 saat fazla çalışacaklar.
Bay Henfrey : Evet.
Bu açıklamayı dinleyenlerin büyük öfkeyle
karşıladığının işaretleri görüldü. Bay Monk, bay Henfrey'e öfkeyle baktı, bay
Henfrey de avukatına şaşkın şaşkın. Bay Pauling, ortağı bay Henfrey'in ceketinin
eteğini kuvvetlice çekti ama artık çok geçti; ve o gün de yansızlık rolünü
oynaması gerektiğini düşünen Daniel Maude hazretleri, ifadeyi tutanağa geçirdi
ve böylece kamuoyuna maletmiş oldu.
Önemsiz iki tanık daha dinlendikten sonra bay
Monk, sanıklara karşı kanıtlarını tamamlamış olduğunu bildirdi.
Daniel Maude hazretleri, davacının sanığa
herhangi bir cürüm isnadında bulunmadığını, ayrıca tehdit edilen İskoçların da
Pauling ve Henfrey tarafından 1 Kasımdan önce çalıştırılmaya başlandıklarının
kanıtlanmadığını, çünkü işçilerin 2 Kasımdan önce sözleşmelerinin yapıldığının
ve çalıştırıldıklarının belgelerle ortaya konmadığını, oysa suçlama konusu
olayın 1 Kasımda cereyan ettiğini belirtti. Adamlar o tarihte Pauling ve Henfrey
tarafından henüz çalıştırılmadıklarına [sayfa 395]
göre, yeni gelen İskoçların Pauling ve Henfrey'de çalışmalarını yasal yollardan
önlemek için gayret etmeye sanıkların hakları olduğunu söyledi. Bunu yanıtlayan
bay Monk, İskoçların gemiyle İskoçya'dan hareket eder etmez işe alınmış
sayıldıklarını söyledi. Daniel Maude hazretleri, böyle bir kiralama sözleşmesi
yapıldığının belirtildiğini, ama belgenin mahkemeye verilmediğini anımsattı. Bay
Monk, belgenin İskoçya'da olduğunu söyledi ve belge getirilinceye kadar
duruşmayı ertelemesini bay Maude'dan istedi. Bay Roberts müdahale etti: Bu onun
için tamamen yeni bir durumdu. Davacı avukatı hem kanıtlarını tamamladığını ilan
etmişti, hem de şimdi yeni kanıt sunmak için duruşmanın ertelenmesini istiyordu.
Davanın sonuçlandırılmasını istedi. Daniel Maude hazretleri, iki istemin de
gereksiz olduğunu, çünkü mahkemeye sağlam bir suçlama getirilmemiş bulunduğunu
belirtti ve böylece sanıklar salıverildi.
Bu arada işçiler de boş durmuyordu. Her hafta ya
marangozlar salonunda ya sosyalistler salonunda toplantı yapıyorlar, öteki
sendikalardan yardım istiyorlardı; yardım bol bol geliyordu; ayrıca Pauling ve
Henfrey'in davranışını her yerde herkese anlatıyorlardı; bunun dışında bir de
Pauling ve Henfrey'in işçi topladığı her yere, bu işe almanın nedenini anlatmak
ve insanların bu firmaya çalışmasını önlemek için temsilciler gönderdiler. Grev
başladıktan yalnızca bir kaç hafta sonra, yedi temsilci yola çıkarıldı, ülkedeki
tüm büyük kentlerde, köşebaşlarına afişler asılarak işsiz marangozlar, Pauling
ve Henfrey hakkında uyarıldı. 9 Kasımda dönen bazı temsilciler çalışmalarını
rapor ettiler. Bunlardan biri, İskoçya'ya gönderilen Johnson, Pauling ve
Henfrey temsilcisinin Edinburgh'da nasıl otuz işçiyi işe aldığını, ama adamların,
gerçek durumu öğrendikten sonra, bu durumda Manchester'a gitmektense hemen
oracıkta açlıktan ölmeyi yeğ tuttuklarını ve gitmemeye karar verdiklerini
söyledi. Bir başka temsilci, gelen vapurları gözlemek üzere Liverpool'daydı ama
firmadan kimse gelmediği için kalmasına gerek olmadığını söyledi. Bir üçüncü
temsilci Cheshire'a gönderilmişti, [sayfa 396] ama
nereye gitse yapabileceği fazla bir şey kalmadığını gördü; çünkü işçi gazetesi
Northern Star, gerçek durumu her yere yaymıştı ve insanların Manchester'a
gitme arzusunu silip atmıştı. Hatta Macclesfield kasabasında marangozlar,
grevcileri desteklemek üzere aralarında para toplamışlardı ve gerekirse, adam
başına birer şilin daha toplayabileceklerini söylemişlerdi. Temsilci başka
yerlerde de yerel zanaatkarların yardım toplamalarını sağladı.
Pauling ve Henfrey beylere, işçilerle anlaşmaya
varmaları için bir fırsat daha vermek üzere yapı işinde çalışan bütün
zanaatkarlar, 18 Kasım Pazartesi günü marangozlar salonunda toplandılar; bu
beyefendilere bir bildiri sunmak üzere bir temsilciler kurulu seçtiler;
ellerinde bayrakları ve amblemleriyle yürüyüş kolunda yürüyerek Pauling Ve
Henfrey'in merkezine gittiler. En önde temsilciler kurulu vardı, ardından grev
komitesi geliyordu, onu marangozlar, tuğla döküm işçileri, tuğla ocağı işçileri,
gündelikçi işçiler, duvarcılar, camcılar, sıvacılar, boyacılar, bir bando, taş
ustaları ve mobilyacılar izliyordu. "Başsavcı"ları Roberts'in kaldığı otelin
önünden geçerken, ya ya ya şa şa şa diye onu selamladılar. Firma merkezine
varınca temsilciler kurulu orda kaldı, yürüyüş kolu, bir mitingin yapılacağı
Stevenson alanına yürüdü. Temsilciler kurulunu polis durdurdu, önce adlarını
adreslerini belirledi. Büroya girdikleri zaman, iki ortak Sharps ve Pauling
bir işçi kalabalığından, yalnızca tehdit amacıyla hazırlanmış bir bildiri kabul
edemeyeceklerini söylediler. Kurul, amaçlarının bu olmadığını, yürüyüş kolunun
bina önünde durmadığını, yoluna devam ettiğini söyledi. 5.000 işçilik yürüyüş
kolu yoldayken, temsilciler kurulu, bir başkomiserin, bir polis memurunun ve üç
gazete muhabirinin bulunduğu bir odaya alındı. Pauling ve Henfrey firmasının
ortaklarından bay Sharp, geçip başkanlık koltuğuna oturdu, temsilciler kurulunun
sözlerine dikkat etmesini, çünkü her söylenenin kaydedileceğini ve gerekirse
mahkemede aleyhlerine kanıt olarak kullanılacağını söyledi. Temsilciler kuruluna,
şikayetlerinin ne olduğunu falan sormaya başladılar ve [sayfa
397] işçilere, Manchester'da geçerli olan kurallar çerçevesinde iş vermek
istediklerini söylediler. Kurul, Staffordshire ve İskoçya'da işe alınan
işçilerin, Manchester'da geçerli kurallara göre çalışıp çalışmayacağını sordu.
Yanıt hayırdı; bizim onlarla özel bir anlaşmamız
var. O zaman, kendi adamlarınıza, her zamanki çalışma koşullarıyla iş verilecek
değil mi? Ooo, biz herhangi bir temsilci kurulla müzakere yapacak değiliz,
yalnızca adamların gelmesine izin veririz; hangi koşullarda iş vermeyi arzu
ettiğimizi, ancak onlara söyleriz.
Bay Sharp, ilişkili olduğu tüm firmaların,
işçilerine çok iyi davrandığını ve en yüksek ücreti ödediğini söyledi. Kurul,
kendi kulaklarıyla duyduklarına göre, Sharps'ın Pauling ve Henfrey'le de
bağlantılı olduğunu, oysa bu firmanın işçi çıkarlarına şiddetle karşı koyduğunu
söyledi. Temsilciler kurulu üyesi bir tuğla işçisine, onun mesleğindeki
işçilerin neden yakındığı soruldu.
Oh, şu anda hiçbir şeyden; ama canımıza yetmişti,[570*]
Oh, canınıza yetmişti ha, öyle mi? diye yanıtladı
bay Pauling küçümseyerek ve hazır fırsatını bulmuşken, sendikaların, grevlerin,
vb. işçilere getirdiği sefalet hakkında uzun bir nutuk attı; bunun üzerine
temsilcilerden biri, haklarının parça parça ellerinden alınmasına razı
olmayacaklarını, örneğin şimdi istendiği gibi, yılda 144 saat, bir kuruş
almaksızın çalışmayı kabul etmeyeceklerini söyledi. Bay Sharp, çalışmayıp
yürüyüşe katılanların sebep oldukları yitiği, grevin maliyetini, grevcilerin
yitirdiği ücretleri, vb. de dikkate almalarını istedi. Temsilcilerden biri şöyle
dedi:
O bizim bileceğimiz bir şey, senden de kendi
cebinden bir kuruş bile yardımda bulunmanı istemiş değiliz.
Kurul bu sözlerle oradan ayrıldı ve marangozlar
salonunda toplanan işçilere durumu anlattı; toplantıda öğrenildi ki, bölgede
yalnızca Pauling ve Henfrey için çalışan ve yürüyüşe katılmak üzere gelmiş
olanlar (yani marangoz olmayan ve o [sayfa 398]
nedenle grevde bulunmayanlar) değil, ama daha yeni gelen İskoçlar da o sabah
greve başlamışlardı. Bir boyacı, Pauling ve Henfrey'in aynı haksız fazla
çalışmayı, mobilyacılardan olduğu gibi kendilerinden de istediğini, ama
direnmeye niyetli olduklarını söyledi. İşi basitleştirmek ve savaşımı kısaltmak
için Pauling ve Henfrey'e çalışan tüm yapı işçilerinin çalışmayı durdurması
kararlaştırıldı. Böyle de yaptılar. Boyacılar izleyen Cumartesi, camcılar
Pazartesi günü işi durdurdular; Pauling ve Henfrey'in yeni sözleşme gereği
başladığı son yapı yerinde çalışan insan sayısı, 200 yerine birkaç gün içinde
yalnızca iki duvarcıyla dört gündelikçiye indi. Yeni gelenlerin bazıları da işi
bıraktılar.
Pauling ve Henfrey öfkeden köpürüyordu. Yeni
gelenlerden üçü daha işi bırakınca, 22 Kasım Cuma günü yaka-paça Daniel Maude
hazretlerinin huzuruna çıkarıldılar. Daha önceki aksiliklerden hiç ders
almamışlardı. Önce, Read
adlı bir işçi yargılandı; suçu sözleşmeye aykırı davranmaktı; sanığın Derby'de
imzaladığı bir sözleşme mahkemeye sunuldu. Sanıkları gene Roberts savunuyordu;
sözleşmeyle suçlama arasında hiçbir ilinti olmadığını, ikisinin ayrı şeyler
olduğunu söyledi. Muhteşem Roberts söyler söylemez, Daniel Maude hazretleri işi
anlamıştı, ama karşı tarafın avukatına anlatması epey güç oldu. Karşı tarafın
avukatı meseleyi anladıktan sonra suçlamayı değiştirmek istediğini söyledi ve
bir süre sonra geri gelip, birinci suçlamadan daha kötü bir suç iddiasında
bulundu. Bunun da işe yaramadığını görünce, bu kez duruşmanın ertelenmesini
istedi ve Daniel Maude hazretleri, meseleyi incelemesi için kendisine 29 Kasım
Cuma gününe kadar, yani tam bir hafta süre verdi. Avukatın gerekeni yapıp
yapmadığını bilmiyorum, çünkü mahkeme kararına ilişkin haberin verilmiş olması
gereken gazete nüshası dosyamda yok. Bu arada Roberts saldırıya geçti; işe yeni
alınan bazı işçilerle, Pauling ve Henfrey'in ustabaşılarından birini,
grevcilerden birinin evine zorla girmek ve karısına saldırmak suçundan ve iki
ayrı olayda da bazı grevcilere saldırmaktan mahkeme önüne çıkarttı. Çok esef
ettiği halde [sayfa 399] Daniel Maude hazretleri
sanıkları suçlu bulmak zorunda kaldı, ama onlara olabildiği kadar şefkatle
davrandı ve yalnızca gelecekte huzuru bozmama uyarısında bulunmakla yetindi.
Ve son olarak, Aralık ayı biterken, Pauling ve
Henfrey beyler de muhaliflerinden ikisini, kendi işçilerine saldırmaktan suçlu
buldurmayı başardılar. Ama bu kez mahkeme o kadar şefkatli değildi; fazla söze
meydan vermeden sanıkları birer ay hapis cezasına ve tahliyeden sonra da huzuru
bozmamaya mahkum etti.
Bu noktadan itibaren greve ilişkin haberler
gittikçe azalıyor. 18 Ocak tarihinde grev hâlâ sürüyordu. Sonrasına ilişkin
başka haber bulamadım.[86]
Bir olasılıkla, tüm ötekiler gibi sona ermiştir; zaman içinde Pauling ve Henfrey,
başka yerlerden ve dönek işçiler arasından yeterince işçi bulmuşlardır.
Sefaletin eşlik ettiği uzun ya da kısa sürmüş bir grev ardından olduğu gibi
işçiler o sefalette kendi günahları olmadığı bilinciyle ve hiç değilse
arkadaşlarının ücretlerinin düşmemesine yardım etmiş oldukları düşüncesiyle
teselli bulmuşlardır; çoğu başka yerlerde işe girecektir. Ve anlaşmazlık konusu
soruna gelince, Pauling ve Henfrey beyler, kendi isteklerini böyle sertlikle
zorlayamayacaklarını öğrenmişlerdir; çünkü grev onlara da büyük zarar vermiştir.
Öteki işverenler de böyle şiddetli bir savaşımdan sonra, marangoz zanaatkarların
eski çalışma kurallarını herhalde bu yakınlarda değiştirmeyi düşünmüyor olmaları
gerekir. [sayfa 400]
Brüksel
1845 yaz ve sonbahar aylarında yazıldı.
İlk kez Das Westphalische Dampfboot
Bielefeld'de 1846'da n° 1 ve 2'de yayınlandı.
İmza: F. Engels