[I] XXXVI. sayfa konusunda.
Özel mülkiyetin öznel özü, kendisi için olan etkinlik
olarak, özne olarak, kişi olarak özel mülkiyet, emektir.
Öyleyse ancak emeği ilke olarak kabul etmiş bulunan —Adam Smith—,
öyleyse özel mülkiyeti artık sadece insan dışında (sayfa
180) bir durum olarak kabul etmeyen ekonomi politiğin, ancak
bu ekonomi politiğin bir yandan özel mülkiyet enerji ve gerçek hareketinin bir ürünü olarak,[1*]
modern sanayiin bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiği,
ve öte yandan onun bu sanayiin enerji ve gelişmesini hızlandırmış,
kutlamış ve bunu bir bilinç erkliği durumuna getirmiş bulunduğu kolay
anlaşılır. Öyleyse, zenginliğin öznel özünü —özel mülkiyet sınırları
içinde— bulmuş bulunan bu aydınlanmış ekonomi politik gözünde, özel
mülkiyeti insan için sadece nesnel bir öz olarak tanıyan parasal
sistem ve merkantilizm yandaşları, tapıncakçılar, katolikler
olarak. görünürler. Demek ki, Engels, Adam Smith'i ekonomi
politiğin Luther'i olarak adlandırırken haklıydı.[2]
Tıpkı Luther'in dini,
imanı, gerçek dünyanın
özü olarak tanıması ve dolayısıyla katolik paganizmine karşı çıkması gibi,
tıpkı din duygusunu insanın içsel özü durumuna getirerek dışsal
din duygusunu kaldırması gibi, tıpkı rahibi layikin yüreğine aktardığı için
layik dışında varolan rahipleri yadsıdığı gibi, insanın dışında ve ondan
bağımsız bulunan —öyleyse ancak dışsal bir biçimde korunup olurlanabilen—
zenginlik de kaldırılmıştır; başka bir deyişle, servetin o saçma dışsal
nesnelliği, özel mülkiyetin insanın kendisine katılması ve
insanın da onun özü olarak tanınması sonucu, ortadan kalkmıştır; ama, sonuç
olarak, insanın kendisi özel mülkiyet belirlenimi içine konulmuştur,
Luther'de din belirlenimi içine konulmuş bulunduğu gibi. İnsanı tanıma
bahanesi ile, ilkesi emek olan ekonomi politik, demek ki, tersine, insanın
yadsınmasını tutarlı bir biçimde tamamlamaktan başka bir şey yapmaz, çünkü
insan özel mülkiyetin dışsal özü ile artık aşırı bir gerginlik ilişkisi
içinde değildir, ama kendisi özel mülkiyetin bu gergin özü durumuna
gelmiştir. Eskiden kendine-dışsal-varlık, insanın
gerçek (sayfa 181) yabancılaşması olan şey, şimdi
yabancılaşma eyleminden, kendinin yabancılaşmasından başka bir şey
olmamıştır. Öyleyse eğer bu ekonomi politik, insanı, onun bağımsızlığını,
kendine özgü etkinliğini vb. tanır görünerek başlıyor, ve eğer, özel
mülkiyeti insanın kendi özü içine aktardığı zaman, artık kendi dışında
varolan öz olarak özel mülkiyetin
yerel, ulusal. vb. belirlenimleri ile koşullandırılamıyorsa; öyleyse
eğer bu ekonomi politik, kendini ortaya tek siyaset, tek
evrensellik, tek engel ve tek bağ olarak koymak üzere her
engel ve her bağı alaşağı eden kozmopolit, evrensel bir erke
geliştiriyorsa, gelişmeye devam ederken bu ikiyüzlülüğü yadsıması ve
tüm kinizmi içinde görünmesi gerekecektir; ve o, emeği, zenginliğin biricik özü olarak, çok daha
salt, öyleyse daha açık ve daha tutarlı bir biçimde geliştirerek, —bu
öğretinin onu sürüklediği tüm görünür çelişkilerden kaygılanmaksızın— bu işi
yapar; emeğin, zenginliğin biricik özü olduğu yolundaki ilk görüşe karşıt
olarak, tersine, bu öğretinin sonuçlarının insana düşman olduklarını
tanıtlar ve eninde sonunda, emek hareketinden, özel mülkiyet hareketinden
bağımsız son bireysel, doğal varlığa ve zenginlik kaynağina —toprak
rantı—, feodal mülkiyetin iyice iktisadi duruma gelmiş ve bunun sonucu
iktisada direnmekte yeteneksiz bulunan bu dışavurumuna son yumruğu indirir (Ricardo
okulu). Smith'ten Say'a, ve ondan da Ricardo'ya, Mill'e, vb. kadar, sanayi sonuçlarının Ricardo ve Mill gibilerine daha gelişmiş ve daha
çelişki dolu göründükleri ölçüde, ekonomi politiğin kinizmi, sadece
Smith'e oranla büyümekle kalmaz, ama ayrıca, olumlu planda, Ricardo ve Mill
gibileri, hem de sadece kendi bilimleri daha tutarlı ve daha doğru
bir biçimde geliştiği için, insana yabancılaşmada, kendilerinden
öncekilerden durmadan ve bilinçli olarak daha ileriye giderler. Etkin biçimi
altındaki özel mülkiyeti özne, böylece insanı da (o bir hayalete[3]
indirgedikleri insanı da) öz durumuna (sayfa
182) getirmeleri sonucu, gerçekliğin çelişkisi, onların ilke olarak
benimsemiş bulundukları çelişkilerle dolu öze tastamam karşılık düşer. Sanayiin [II] parçalanmış
gerçekliği, bunu çürütmek şöyle dursun,
onların kendiliğinde parçalanmış ilkelerini doğrular.
İlkeleri, gerçekte bu parçalanmanın ilkesidir.
Doktor Quesnay'nin fizyokratik öğretisi, merkantilizmden Adam
Smith'e geçişi oluşturur. Fizyokrasi, doğrudan doğruya feodal
mülkiyetin iktisadi dağılmasıdır, ama bunun sonucu bir o kadar
dolayımsız biçimde feodal mülkiyetin iktisadi dönüşümü,
yeniden canlanmasıdır da; şu farkla ki, dili artık feodal değil, ama
iktisadidir. Tüm zenginlik, toprak ve tarıma dönüşür. Toprak
henüz sermaye değildir, henüz sermayenin, doğal özelliği içinde ve bu
özellik nedeni ile geçerli olacak tikel bir varoluş
biçimidir; ama toprak, gene de doğal, genel bir öğedir, oysa
merkantilizm zenginliğin varlığı olarak sadece değerli madeni
tanıyordu. Zenginlik nesnesi, maddesi, demek ki, doğal sınırlar
çerçevesinde kendi evrenseliğini çabucak kazanmıştır — doğa olarak,
dolayımsızca nesnel zenginlik de olduğu ölçüde. Ve toprak, insan için
ancak emek, ancak tarım aracıyla vardır. Öyleyse zenginliğin öznel özü daha
şimdiden emeğe aktarılmış bulunmaktadır. Ama aynı zamanda tarım tek
üretken emektir de. Öyleyse, emek henüz kendi evrenselliği ve kendi
soyutlaması içinde kavranmamıştır; o hâlâ tikel bir doğal öğeye,
kendi maddesine bağlanmıştır, demek ki henüz ancak doğa tarafından
belirlenmiş tikel bir varlık biçimi altında tanınmıştır. Demek ki, o, sadece
insanın belirli, tikel bir yabancılaşmasıdır, tıpkı ürünün de henüz
—insandan çok doğaya düşen— belirli bir zenginlik olarak kavranmış (sayfa 183) bulunması gibi. Toprak henüz burada
insandan bağımsız; doğal varoluş olarak tanınmıştır, yoksa sermaye olarak,
yani emeğin kendisinin bir uğrağı olarak tanınmamıştır. Daha çok emek, onun uğrağı gibi görünür. Ama sadece nesne olarak varolan eski dışsal
zenginlik fetişizminin çok yalın bir doğal öğeye indirgenmiş ve özünün,
parçasal bir biçimde de olsa, kendi öznel varlığı içinde tikel bir biçimde
tanınmış bulunması sonucu, zorunlu ilerleme şu olacaktır ki, zenginliğin genel
özü tanınacak, ve bunun sonucu, emek, eksiksiz
mutlaklığı, yani soyutlaması içinde, ilke durumuna yükseltilecektir.
Tarımın, iktisadi bakımdan, yani tek geçerli açıdan, başka hiç bir
sanayiden ayrı olmadığı; öyleyse zenginliğin özünün, belirli bir
emek, tikel bir öğeye bağlanmış emeğin özel bir dışlaşması değil, ama genel
olarak emek olduğu, fizyokrasiye tanıtlanmış
bulunacaktır.
Fizyokrasi, emeğin zenginliğin özü olduğunu açıklayarak,
sadece nesnel nitelikteki dışsal tikel zenginliği yadsır. Ama her
şeyden önce emek onun için toprak mülkiyetinin öznel özünden
başka bir şey değildir (fizyokrasi, tarihsel bakımdan egemen ve kabul
edilmiş tür olarak beliren mülkiyet türünden yola çıkar); o, sadece toprak
mülkiyetini yabancılaşmış insan durumuna getirir. Sanayiin
(tarımın) onun özü olduğunu açıklayarak, toprak mülkiyetinin feodal
niteliğini kaldırır; ama sanayi dünyası karşısında da olumsuz bir tutumu
vardır, tarımın aslında tek sanayi olduğunu söyleyerek,
feodaliteyi kabullenir.
Özel mülkiyet ile karşıtlığı içinde, yani sanayi olarak kurulan
sanayiin öznel özü kavranır kavranmaz, bu özün kendine özgü
olan o karşıtı da içerdiği açıktır. Çünkü sanayi, kaldırılmış toprak
mülkiyetini nasıl kapsıyorsa, öznel özü de toprak mülkiyetinin öznel özünü öyle kapsar.
Tıpkı toprak mülkiyetinin özel mülkiyetin ilk biçimi olması,
sanayiin ilkin onunla tarihsel bakımdan özel bir mülkiyet türü olarak
çarpışması gibi —sanayi daha çok toprak
mülkiyetinin kurtulmuş kölesidir—, özel mülkiyetin öznel özü, emek, bilimsel
bir biçimde kavrandığı zaman, bu süreç de tıpkı öyle yinelenir; ve emek
ilkin sadece tarımsal emek olarak görünür, ama daha sonra genel olarak emek
biçiminde tanınmıştır.
[III] Tüm zenginlik, sınai zenginlik, emek zenginliği durumuna
dönüşmüştür, ve sanayi eksiksiz emektir; tıpkı fabrika rejiminin, sanayiin,
yani emeğin gelişmiş özü, ve sınai sermayenin de özel mülkiyetin eksiksiz
nesnel biçimi olması gibi.
Özel mülkiyetin insan üzerindeki egemenliğini neden ancak şimdi
tamamlayabildiğini ve, en evrensel biçimi altında, tarihsel bir dünya
erkliği durumuna neden ancak şimdi gelebildiğini görüyoruz.