[13*]
kalıntıları, en kararlı bir biçimde süpürüp atan, ve kapitalizmin en
geniş, en özgür ve en hızlı bir biçimde gelişmesini en eksiksiz bir
biçimde güvence altına alan bir altüst oluşun ta kendisidir.
İşte bu yüzden, burjuva devrim, proletaryaya en büyük ölçüde
yarar sağlar. Burjuva devrim, proletaryanın çıkarları için mutlak
bir gerekliliktir. Burjuva devrim, ne kadar tam, kararlı ve tutarlı
olursa, proletaryanın sosyalizm uğruna burjuvaziye karşı başarısı o
ölçüde güvence altına alınmış olacaktır. Ancak bilimsel sosyalizmin
abecesinden habersiz olanlar, bu vargıyı, yeni, garip, ya da paradoksal
görebilirler. Ve bu vargıdan çıkan sonuç, öteki şeyler yanında, bir
burjuva devrimin, bir anlamda burjuvaziden çok proletaryanın
işine yarayacağı tezidir. Bu tezin doğruluğu şu anlamda tartışma
götürmez: burjuvazinin, proletaryaya karşı, geçmişin bazı kalıntılarına,
örneğin monarşiye, sürekli orduya, vb. dayanması, onun yararınadır.
Burjuva devrimin geçmişin bütün kalıntılarını tam olarak süpürüp
atmaması ve bunların bazılarını alıkoyması, yani bu devrimin tam olarak
tutarlı olmaması, sonuna (sayfa 51) dek götürülmemesi ve kararlı ve
amansız olmaması, burjuvazinin çıkarınadır. Burjuvazinin kendi kendine
ihanet ettiğini, özgürlük davasına ihanet ettiğini, sonuna kadar
demokrat olarak davranamayacağını söyleyerek, sosyal-demokratlar, bu
düşünceyi çoğu kez, biraz farklı bir biçimde ifade etmektedirler.
Burjuva demokrasisi doğrultusunda zorunlu değişmelerin daha yavaşça,
daha tedrici, daha dikkatli, daha az kararlı, devrim yoluyla değil de,
reformlar yoluyla olması; bu değişmelerin feodal sistemin "saygıdeğer"
kurumlarını (monarşi gibi) olabildiğince kayırması burjuvazinin daha çok
işine gelir; burjuvazi, bu değişmelerin, tabandaki halkın, yani
köylülerin ve özellikle de işçilerin bağımsız devrimci eylemini,
inisiyatifini ve enerjisini olabildiğince yavaş geliştirmelerini ister.
Çünkü, Fransızların dediği gibi, işçilerin "silahlarını bir omuzdan
öteki omuza aktarmaları", yani burjuva devrimin onlara sağladığı silahı,
devrimin getireceği özgürlüğü ve feodal sistemden arınmış zemin üzerinde
yükselecek demokratik kurumları burjuvaziye karşı çevirmesi daha kolay
olacaktır.
Öte yandan, burjuva
demokrasisi doğrultusundaki zorunlu değişmelerin reformla değil de,
devrim yoluyla gerçekleşmesi, işçi sınıfının daha çok işine gelir, çünkü
reform yolu, ulusal organizmanın çürümüş parçalarının acılı, yavaş,
çözüşmesini geciktiren, erteleyen bir yoldur. Bu çürümeden, her şeyden
önce ve her şeyden çok proletarya ve köylülük acı çeker. Devrimci yol,
çürümüş organın en çabuk bir biçimde kesilip atılmasında proletaryanın
en az acı çekeceği bir yol, kokuşmuş olan şeylerin atılmasında en
kestirme yol, monarşiye ve onun getirdiği iğrenç, aşağılık, çürümüş ve
zararlı kurumlara en az boyuneğmeyi ve bunları en az dikkate almayı
gerektiren yoldur. (sayfa 52)
Böylece
liberal-burjuva basınımızın devrimci yol olasılığından telaşa
kapılmasının, devrimden korkmasının, çarı devrim öcüsüyle korkutmaya
çalışmasının, devrimden kaçınma yollarını araştırmasının ve reformcu
yolu temel alarak o aşağılık reformları elde etmek umuduyla
yaltaklanmasının ve dalkavukluk etmesinin nedeni yalnızca sansür,
yalnızca "Yahudi korkusu" değildir. Bu bakış açısı, yalnızca Ruskiye
Vedemosti,[22]
Sin Oteçestva, Naşa Jizn ve Naşi Dni[23]
tarafından paylaşılmakla kalmıyor, aynı zamanda illegal ve sansürden
geçmeyen Osvobojdenye tarafından da paylaşılıyor. Sınıf olarak
burjuvazinin kapitalist toplumda tuttuğu yer, onu demokratik devrimde
kaçınılmaz olarak tutarsızlığa götürmektedir. Sınıf olarak proletaryanın
tuttuğu yer, onu tutarlı bir demokrat olmaya zorlar. Burjuvazi,
proletaryayı güçlendirme tehlikesi yaratan demokratik ilerlemelerden
korktuğu için geriye dônüktür. Proletaryanın zincirlerinden başka
kaybedecek bir şeyi yoktur, ama demokrasinin yardımıyla kazanacağı tüm
bir dünya vardır. İşte bundan ötürüdür ki, demokratik dönüşümlerini
gerçekleştirmede burjuva devrim ne denli tutarlı olursa, kendisini,
yalnızca burjuvazinin yararına olan şeylerle o denli az
sınırlandıracaktır. Burjuva devrim ne denli tutarlı olursa, proletarya
ve köylülüğün demokratik devrimden sağladığı yararlar da o denli güvence
altına alınmış olur.
Marksizm,
proletaryaya, burjuva devrimden uzak kalmamayı, ona karşı kayıtsız
olmamayı, devrimin önderliğinin burjuvazinin eline geçmesine izin
vermemeyi, tam tersine, devrimde en etkin rolü oynamayı, tutarlı
proletarya demokratçılığı uğruna, devrimin kesin sonucuna ulaşması
uğruna, en kararlı biçimde savaşmayı öğretir. Rus devriminin burjuva
demokratik sınırlarının dışına çıkamayız, ama bu sınırları fazlasıyla (sayfa
53) genişletebiliriz, ve bu sınırlar içersinde proletaryanın çıkarları
uğruna, ivedi gereksinmeleri uğruna ve geleceğin kesin zaferi için
güçlerini hazırlamasını olanaklı kılacak koşullar uğruna savaşabiliriz
ve savaşmalıyız. Burjuva demokrasisi vardır, burjuva demokrasisi vardır.
Bir üst meclisin kurulmasından yana olan ve bir yandan gizlice, el
altından, çarlıkla, kuşa çevrilmiş bir anayasa için pazarlığa girişirken,
öte yandan genel oy hakkı "isteyen" Zemstvo monarşisti de bir burjuva
demokrattır. Toprak beylerine ve devlet yetkililerine karşı silaha
sarılan ve "safça bir cumhuriyetçilik" ile "çarın kapı dışarı edilmesini"[14*]
öneren köylü de bir burjuva demokrattır. Almanya'dakine benzer burjuva
demokratik rejimler olduğu gibi, İngiltere'dekine benzer olanlar da
vardır; Avusturya'dakine benzer olanlar olduğu gibi, Amerika ve
İsviçre'dekilere benzer olanlar da vardır. Demokratik bir devrim
döneminde demokratçılığın dereceleri arasındaki bu farkı ve bunun aldığı
biçimler arasındaki farkı göremeyen ve bunun ne de olsa "bir burjuva
devrim", "burjuva devrim"in meyvesidir olduğu sonucunu çıkarmak için "zekice"
sözlerle yetinen bir kimse pek yaman bir marksist sayılmalıdır.
Gerçekte miyopluklarıyla övünen bizim yeni-İskracılar işte böyle zeki
kişilerdir. Tam da gerekli olduğu zamanda ve yerde cumhuriyetçi-devrimci
burjuva demokrasisi ile monarşist-liberal burjuva demokrasisi arasında
bir ayrım yapabilecekken, tutarsız burjuva demokratçılığı ile tutarlı
proleter demokratçılığı arasındaki ayrımdan hiç sözetmeksizin, devrimin
burjuva niteliği üzerine nutuk atmakla yetiniyorlar. Sözkonusu olan, şu
andaki devrime demokratik önderlik sağlamak (sayfa 54) iken, Bay
Struve ve ortaklarının haince sloganlarından farklı olarak ilerici
demokratik sloganları vurgulamak, toprak beylerinin ve
fabrikatörlerin liberal pazarlıklarından farklı olarak proletaryanın ve
köylülüğün gerçek devrimci savaşımlarının ivedi amaçlarını açıkça ve
dobra dobra koymak iken, bunlar -sanki "atkılı adam"[24]
durumundaymışlar gibi- "düşman sınıfların karşılıklı savaşım süreci"
konusunda cansıkıcı konuşmalarla yetiniyorlar. İşte baylar, sorunun
sizin gözden kaçırdığınız özü budur, yani; devrimimiz, gerçek yüce bir
zaferle mi sonuçlanacak, yoksa yalnızca sefil bir pazarlıkla mı;
proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğüne kadar
varacak mıdır, yoksa Şipov'vari bir liberal anayasa ile mi "tükenecek"tir?
İlk bakışta, bu soruyu ortaya atmakla
konumuzdan tümüyle ayrıldığımız sanılabilir. Ama bu ancak ilk bakışta
böyledir. Aslında Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Kongresinin
sosyal-demokrat taktikleriyle, yeni-İskra yandaşlarının
konferansında ortaya atılan taktikler arasında daha şimdiden açık-seçik
hale gelmiş ilke ayrılığının temelinde yatan işte bu sorundur. Yeni-İskra
yandaşları işçi partisinin çok daha karmaşık, çok daha önemli ve çok
daha hayati sorunlarını, yani devrim sırasındaki taktiklere ilişkin
sorunlarını çözmede ekonomizmin yanılgılarını diriltmek için geriye
doğru iki değil, üç adım atmış bulunmaktadır. İşte bundan ötürü, ortaya
attığımız sorunu gerekli olan bütün dikkatimizle incelemek zorundayız.
Yeni-iskracıların kararının yukarıya
aktarılan kesimi, sosyal-demokratların burjuvazinin tutarsız siyasetine
karşı savaşımda elini-kolunu bağlayacağı, burjuva demokrasisi içersinde
eriyeceği tehlikesine işaret ediyor. Bu tehlike düşüncesi tüm
yeni-iskracı yazını kaplamaktadır; partimizdeki bölünmeye ilişkin
ilkenin (sayfa 55) temelinde bu yatmaktadır (o zamandan bu yana
bölünmeye ilişkin tartışma, ekonomizme dönüşle birlikte tamamıyla arka
plana itilmiştir). Hiçbir kaçamağa başvurmaksızın bu tehlikenin
gerçekten de varolduğunu, hele şimdi Rus devriminin doruğunda bu
tehlikenin özellikle ciddi bir hale gelmiş olduğunu kabul ediyoruz. Bu
tehlikenin hangi yönden geldiğini ortaya çıkarmak gibi ivedi ve
son derece sorumluluk gerektiren görevi, sosyal-demokrasinin biz bütün
teorisyenlerine ya da -kendimi de aralarına sokmayı yeğlediğim-
yazarlarına düşmektedir. Çünkü anlaşmazlığımızın kaynağı, böyle bir
tehlikenin varolduğu ya da olmadığı tartışması değil, tartışmaya "azınlık"ın
kuyrukçuluğunun mu, yoksa "çoğunluk"un devrimciliğinin mi neden
olduğudur.
Bütün yanlış yorumları ve yanlış
anlaşılmaları ortadan kaldırmak için, her şeyden önce sözkonusu
ettiğimiz tehlikenin, sorunun öznel yanında değil de, nesnel yanında,
sosyal-demokrasinin savaşımda alacağı biçimsel tutumda değil de, bugünkü
tüm devrimci savaşımın maddi sonuçlarında yatmakta olduğunu belirtelim.
Sorun, şu ya da bu sosyal-demokrat grubun burjuva demokrasisi içersinde
erimek isteyip istemeyeceği ya da böyle bir şeyi istediklerinin farkında
olup olmadıkları değildir .Kimsenin böyle bir şey söylediği yok.
Herhangi bir sosyal-demokratın böyle bir isteğe kapıldığından kuşku
duyuyor değiliz, ve bu, hiç de bir istek sorunu değildir. Sorun, şu ya
da bu sosyal-demokrat grubun, bütün devrim süresince burjuva
demokrasisine karşı biçimsel olarak bağımsızlıklarını, kişiliklerini ve
kimliklerini koruyup koruyamayacakları sorunu da değildir. Böyle bir "bağımsızlığı"
salt ilan etmekle kalmayıp, onu biçimsel olarak koruyabilirler de, ama
gene de, burjuvazinin tutarsızlığına karşı savaşımda (sayfa 56)
elleri-kolları bağlı kalabilirler. Devrimin kesin siyasal sonucu,
sosyal-demokrasinin, biçimsel "bağımsızlığı"na karşın, ayrı bir parti
olarak tam bir örgütsel kişiliğe sahip olmasına karşın, gerçekte
bağımsız olmadıklarını ortaya koyabilir, sosyal-demokrasi, olayların
akışı içersinde, proleter bağımsızlığının damgasını olaylara
vuramayabilir; öylesine zayıf olabilir ki, tüm olarak ve son tahlilde,
burjuva demokrasisi içersinde "erimesi" her şeye karşın tarihsel bir
olgu haline gelebilir.
İşte asıl tehlike buradadır. Şimdi bu
tehlikenin hangi yönden bizi tehdit ettiğini görelim - yeni-İskra'nın
temsil ettiği sosyal-demokrasinin sağa kaymasından, ki bizim inancımız
budur; ya da "çoğunluk"un, Vperyod'un, vb. temsil ettiği
sosyal-demokrasinin sola kaymasından, ki yeni-İskra grubunun
inancı budur.
Bu sorunun yanıtı,
belirtmiş olduğumuz. gibi, çeşitli toplumsal güçlerin işlevlerinin
nesnel bileşimi ile belirlenir. Bu güçlerin niteliği, Rus yaşamının
marksist tahlili ile teorik olarak ortaya konmuştur. Şimdi ise, bu,
devrimin gelişimi içersinde, grup ve sınıfların açık eylemleri ile
pratikte belirlenmektedir. Şu anda içinden geçmekte olduğumuz dönemden
çok önce, marksistler tarafından yapılan tüm teorik tahliller ve
devrimci olayların gelişiminin pratik gözlemleri, nesnel koşullar
açısından göstermektedir ki, Rusya'daki devrimin iki olası yolu ve iki
olası sonucu vardır. Rusya'da ekonomik ve siyasal sistemin dönüşümünün
burjuva demokratik doğrultuda olması zorunludur ve kaçınılmazdır.
Yeryüzünde hiçbir kuvvet bu dönüşümü engelleyemez, ama onu etkileyen
mevcut güçlerin bileşik eylemi iki şeyden biri ile sonuçlanabilir, bu
dönüşümün iki biçiminden birini getirebilir. Ya, 1° olaylar "devrimin
çarlık üzerinde kesin bir zaferi" ile son bulacaktır, ya da 2° bu güçler
kesin bir zafer için (sayfa 57) yetersiz kalacak ve olaylar çarlık ile
burjuvazinin en "tutarsız" ve en "çıkarcı" unsurları arasındaki bir
pazarlıkla sonuçlanacaktır. Kimsenin önceden kestiremeyeceği sonsuz
derecede çeşitli ayrıntılar ve düzenlemeler, genel çizgileriyle, bu
sonuçlardan birine ya da ötekine varacaktır.
Şimdi bu iki olasılığı, önce toplumsal önemleri açısından, ve sonra da
sosyal-demokrasinin bu sonuçlardan biri ya da ötekisi içindeki konumu ("erimesi"
ya da "ellerinin-kollarının bağlanması") açısından ele alalım.
"Devrimin çarlık üzerinde kesin bir zaferi" ile ne denmek isteniyor?
Daha önce de gördük ki, bu ifadeyi kullanırken yeni-İskra gurubu,
bunun ivedi siyasal önemini bile kavrayamamaktadır. Hele bu kavramın
sınıfsal özünü ise hiç anlamıyor. Elbette ki, biz marksistler, hangi
koşullar altında olursa olsun, (Gapon tipi) bir sürü devrimci demokratın
yaptığı gibi "devrim" ya da "büyük Rus devrimi" gibi .sözcükler
ile aldatılmaya fırsat vermemeliyiz. Bizim (herkesçe anlaşılabilir
gerçek bir güç olan) "çarlık"a karşı duran ve ona karşı "kesin bir zafer"
kazanabilecek gerçek toplumsal güçlerin neler olduğunda tam bir açıklığa
kavuşmuş olmamız gerekir. Büyük burjuvazi, toprak beyleri, fabrikatörler,
Osvobojdenye'nin başını çektiği "topluluk", böyle bir güç olamaz.
Görüyoruz ki, bunlar kesin bir zaferi bile istemiyorlar. Biliyoruz ki,
sınıfsal konumları gereği, çarlığa karşı kesin bir savaşım verme
yetenekleri yoktur; kesin bir savaşıma girmekte, özel mülkiyet, sermaye
ve toprak, bunların ayaklarına ağır bir köstek olmaktadır. Bunların,
proletaryaya ve köylülüğe karşı kullanmak için, çarlığın, bürokratik,
askeri ve polis güçlerine öylesine büyük gereksinmeleri vardır ki,
çarlığın yıkılmasını isteyemezler. Hayır, "çarlık üzerinde (sayfa 58)
kesin bir zafer" kazanabilecek tek güç halktır, yani eğer esas ve
büyük güçleri alır ve kır ve kent küçük-burjuvazisini (bunlar da "halk"ın
bir parçasıdır) ikisi arasında paylaştıracak olursak, proletarya ve
köylülüktür. "Devrimin çarlık üzerindeki kesin bir zaferi",
proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün
kurulması demektir. Bizim yeni-İskra grubu, Vperyod'un
bundan çok önce belirtmiş olduğu bu vargıdan kaçamaz. Çarlığa karşı
kesin bir zafer kazanabilecek olan başka bir güç yoktur.
Ve böyle bir zafer, diktatörlüğün ta kendisi olacaktır, yani kaçınılmaz
olarak, ve "yasal" ya da "barışçıl" bir yolla kurulan şu ya da bu tür
kurumlara değil, askeri güce, yığınların silahlandırılmasına, bir
ayaklanmaya dayanmak zorundadır. Proletarya ve köylülük için acil ve
mutlak olarak gerekli olan değişikliklerin gerçekleştirilmesi, toprak
beylerinde, büyük burjuvazide ve çarlıkta amansız bir direnişe
yolaçacağından, bu, ancak bir diktatörlük olabilir. Bir diktatörlük
olmaksızın direnmeyi kırmak, karşı-devrimci girişimleri püskürtmek
olanaksızdır. Ama, kuşkusuz, bu, sosyalist bir diktatörlük değil,
demokratik bir diktatörlük olacaktır. Bu diktatörlük (devrimci
gelişmenin bir dizi ara aşamalar olmaksızın) kapitalizmin temellerini
etkileyemeyecektir. Olsa olsa, köylülüğün yararına olarak toprak
mülkiyetinin köklü bir yeniden dağıtımını sağlayabilecek, bir
cumhuriyetin kurulması da dahil olmak üzere tam ve tutarlı bir demokrasi
kurabilecek, Asya tipi köleliğin bütün baskıcı özelliklerini yalnız
kırda değil, fabrika yaşamında da silebilecek, işçilerin koşullarını
köklü bir biçimde düzeltebilecek ve onların yaşam düzeylerini
yükseltebilecek temelleri atacak, ve -last but
not least[15*]-
devrim yangınını Avrupa'ya taşıyabilecektir. Böyle bir zafer, henüz
burjuva (sayfa 59) devrimimizi hiçbir biçimde sosyalist bir devrime
dönüştürmeyecektir; demokratik devrim, bir anda burjuvazinin toplumsal
ve ekonomik ilişkilerinin sınırlarını geçmeyecektir; bununla birlikte
Rusya'nın ve bütün dünyanın gelecek gelişmesi için böyle bir zaferin
önemi son derece büyük olacaktır. Rusya'da şimdi başlamış olan bu
devrimin kesin zaferi kadar hiçbir şey, dünya proletaryasının devrimci
enerjisini bu ölçüde yükseltmeyecek, hiçbir şey tam zafere giden yolu bu
ölçüde kısaltamayacaktır.
Böyle bir
zaferin olasılık ölçüsünün ne olduğu bir başka sorundur. Bu konuda hiç
de düşüncesizce iyimserliğe kapılma eğiliminde değiliz; bir an bile
olsun bu görevin çok büyük güçlüklerini unutmuyoruz, ama dövüşmek için
yola çıktığımıza göre, zaferi kazanmayı istemeli ve ona varan doğru yolu
gösterebilmeliyiz. Böyle bir zafere öncülük edebilecek olan eğilimler
kuşkusuz vardır. Proletarya yığını üzerindeki etkimizin -sosyal-demokrat
etkinin- henüz pek, pek yetersiz olduğu; köylülük yığınları üzerindeki
devrimci etkinin çok önemsiz olduğu; proletaryanın ve özellikle de
köylülerin dağınıklığı, geriliği ve bilisizliğinin hala. korku verici
olduğu doğrudur. Ne var ki, devrim, onları hızla birleştirir ve hızla
aydınlatır. Gelişmesinin her adımında, yığınları uyandırır ve onları
karşı konmaz bir güçle devrimci programın yanına, onların gerçek ve
hayati çıkarlarını tam ve tutarlı bir biçimde ifade eden bu biricik
programın yanına çeker.
Mekaniğin bir
yasasına göre, etki ve tepki her zaman eşittir. Tarihte de, bir devrimin
yıkıcı gücü, önemli bir ölçüde özgürlük için savaşımın baskısının ne
denli güçlü ve uzun olduğuna, ve çağı geçmiş "üstyapı" (sayfa 60) ile
zamanımızın yaşayan güçleri arasındaki çelişkinin derinliğine bağlı
olmuştur. Uluslararası siyasal durum da, birçok yönlerden, Rus
devriminin çıkarlarına en uygun bir biçimde biçimlenmektedir. İşçi ve
köylü ayaklanması daha şimdiden başlamış bulunmaktadır; bu ayaklanma,
dağınık, kendiliğinden ve zayıftır, ama tartışma götürmez bir biçimde ve
kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, kararlı bir savaşımı verebilecek,
kesin bir zafere doğru yürüyebilecek güçlerin varlığını tanıtlamaktadır.
Eğer bu güçler yetersiz kalacak olurlarsa, çarlık, Buligin'ler ve
Struve'ler tarafından her iki uçta da daha şimdiden kotarılmakta olan
pazarlığı bitirecek zamanı bulacaktır. O zaman her şey sahte bir anayasa
ile sonuçlanacak, ya da daha kötüsü, bir anayasa güldürüsüyle
sonuçlanacaktır. Bu da bir "burjuva devrim" olacaktır, ama bu, bir düşük,
bir erken doğum, bir kürtaj olacaktır. Sosyal-demokrasi bu konuda
hayallerle oyalanmıyor; burjuvazinin hainliğini biliyor;
burjuva-anayasal "Şipov" mutluluğunun en cansız, en kötü günlerinde
bile, proletaryayı sınıf eğitiminden geçirme işindeki direngen, sabırlı
ve soluklu görevini bırakmayacak, bu konuda cesaretini yitirmeyecektir.
Böyle bir sonuç, Avrupa'daki tüm 19. yüzyıl demokratik devrimlerinin
azçok bir benzeri olacaktır, ve partimizin gelişmesi, çetin, uzun ama
bilinen ve açılmış bir yol izleyecektir. ,
Şimdi soru şudur: sosyal-demokrasi, tutarsız ve bencil burjuvaziye
karşı savaşımında bu iki olasılıktan hangisinde gerçekten de
elleri-kolları bağlı kalacak, burjuva demokrasisi içersinde kendisini
gerçekten de "erimiş" ya da hemen hemen erimiş bulacaktır?
Bu soruya hiçbir güçlükle
karşılaşmaksızın bir yanıt alabilmek için, soruyu açık bir 'biçimde
ortaya (sayfa 61) koymak yeterlidir.
Eğer burjuvazi çarlıkla uzlaşarak Rus devrimini engellemeyi başarırsa,
sosyal-demokrasi, tutarsız burjuvaziye karşı savaşımda gerçekten de
eli-kolu bağlı kalacaktır; sosyal-demokrasi, kendisini, burjuva
demokrasisi içersinde proletaryanın devrime açık "damga"sını vurmayı
başaramayacağı, çarlıkla proleterce, ya da Marx'ın bir zamanlar
söylediği gibi, "avam biçimi" hesaplaşamayacağı anlamında "erimiş"
bulacaktır.
Eğer devrim kesin bir zafer kazanacak olursa - o zaman çarlıkla
jakoben, ya da isterseniz, "avam biçimi". hesaplaşacağız. "Tüm Fransız
terörizmi", diye yazıyordu Marx 1848'de ünlü Neve Rheinische Zeitung'da,
"burjuvazinin düşmanlarıyla, mutlakıyetle, feodalizmle ve darkafalılıkla
avam biçimi hesaplaşmaktan başka bir şey değildir." (Bkz: Marx,
Nachlass, Mehring baskısı, C. III, s. 211.)[25]
Demokratik devrim döneminde, Rusya'daki sosyal-demokrat işçileri "jakobencilik"
öcüsüyle korkutmaya çalışan bu insanlar, Marx'ın bu sözleri üzerinde hiç
düşünmüşler midir?
Yeni-İskra grubu çağdaş Rus sosyal-demokrasisinin jirondenleri,[26]
Osvobojdenye grubuyla kaynaşmıyorlar ama, sloganlarının niteliği
gereği, bunların kuyruğunda yürüyorlar. ve Osvobojdenye grubu,
yani liberal burjuvazinin temsilcileri, otokrasiyle, aristokrasiyi,
soyluları, ya da saray erkanını gücendirmeden, incelikle ve kibarlıkla -özenle,
hiçbir şeyi kırmaksızın- beyaz eldivenli (tıpkı Kanlı Nikola'nın "halkın
temsilcileri" [?] için verdiği kabul töreninde giymek üzere Bay
Petrunkeviç'in bir başıbozuktan ödünç aldığı eldivenlere benzer
eldivenli, bkz: Proletari, n° 5) centilmenlere yakışır bir
biçimde nezaketle ve terbiyelice, reformcu bir biçimde hesaplaşmak
istiyorlar.
Çağdaş
sosyal-demokrasinin jakobenleri (sayfa 62) -bolşevikler, Vperyod
yandaşları, "Kongre" grubu, Proletari yandaşları,[27]
ya da başka ne ad verirsek verelim, bunlar- sloganlarıyla, devrimci ve
cumhuriyetçi küçük-burjuvaziyi ve özellikle de köylülüğü, bir sınıf
olarak kişiliğini tümüyle koruyan proletaryanın tutarlı
demokratçılığının düzeyine yükseltmek istiyorlar. Bunlar, halkın, yani
proletarya ve köylülüğün, monarşi ve aristokrasiyle, serfliğin, Asyatik
barbarlığın ve insanın aşağılanmasının her türden lanetli kalıntılarına
hiçbir ödün vermeksizin özgürlük düşmanlarını acımasızca yok ederek,
direnmelerini kuvvet yoluyla kırarak, "avam biçimi" hesaplaşmayı
istemektedirler.
Bu. elbette, 1793
jakobenlerine öykünmeyi, onların görüşlerini, programlarını,
sloganlarını ve eylem yöntemlerini almayı zorunlu olarak önerdiğimiz
anlamına gelmez. Böyle bir şey yok. Bizim programımız eski bir program
değil, yeni bir programdır - Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin asgari
programıdır. Yeni bir sloganımız var: proletaryanın ve köylülüğün
devrimci demokratik diktatörlüğü. Eğer devrimin gerçek zaferini görecek
kadar yaşayacak olursak, tam bir sosyalist devrim için çaba gösteren
işçi sınıfı partisinin niteliğine ve amaçlarına uyan yeni eylem
yöntemlerimiz de olacaktır. Kurduğumuz bu paralellik ile açıklamaya
çalıştığımız tek şey, 20. yüzyılın ilerici sınıfının, proletaryanın
temsilcilerinin, yani sosyal-demokratların, 18. yüzyılın ilerci
sınıfının temsilcilerinin, burjuvazinin, jirondenler ile jakobenler
olarak bölünmelerine benzer biçimde iki kanada (oportünist ve devrimci)
bölünmeleridir.
Ancak demokratik
devrimin tam bir zafere ulaşmasıyladır ki, proletarya, tutarsız
burjuvaziye karşı savaşımında eli-kolu bağlı olmayacaktır; ancak bu
durumdadır ki, proletarya, burjuva demokrasisi içersinde (sayfa 63) "erimeyerek",
tüm devrime, proleter, ya da daha doğrusu proleter-köylü damgasını
vuracaktır.
Kısacası, tutarsız
burjuva demokrasisine karşı savaşımında eli-kolu bağlı kalmaktan
sakınmak için, proletarya, sınıf bilincine sahip olmalı ve köylülüğü
devrimci bilince kavuşturacak kadar güçlü olmalı, savaşımına önderlik
etmeli, ve böylece, bağımsız olarak, tutarlı proleter demokratçılık
çizgisini izlemelidir.
Tutarsız
burjuvaziye karşı savaşımda elimizin-kolumuzun bağlı kalması tehlikesi
sorununa -yeni-İskra grubu tarafından böylesine beceriksizce ele
alınan bu soruna- ilişkin durum budur. Burjuvazi her zaman tutarsız
olacaktır. Eğer yerine getirilecek olursa, bizim burjuva demokratlarını,
halkın içten dostları olarak görmemizi sağlayacak koşullar ve maddeler[16*]
öne sürmekten daha aptalca ve boş bir şey yoktur. Demokrasinin tutarlı
savaşçısı ancak proletarya olabilir. Ancak köylü yığınlarının,
proletaryanın devrimci savaşımına katılmasıyladır ki, proletarya,
demokrasinin başarılı bir savaşçısı olabilir. Eğer proletaryanın gücü
buna yetmezse, demokratik devrimin başında burjuvazi bulunacak ve
devrime tutarsız ve çıkarcı bir nitelik aşılayacaktır. Proletaryanın ve
köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünden başka hiçbir şey bunu
önleyemez.
Böylece, burjuva
demokratların ekmeğine yağ sürenin, nesnel niteliği gereği, yeni-İskra'nın
taktikleri olduğu yadsınamaz sonucuna varıyoruz. Plebisite, uzlaşma
ilkesine ve parti yazının partiden ayrılmasına kadar varan örgütsel
dağınıklığı öğütlemek; ayaklanmanın amaçlarını küçümsemek; devrimci
proletaryanın halka mal olmuş siyasal sloganlarını, monarşist
burjuvazinin (sayfa 64) sloganlarıyla karıştırmak; "çarlık üzerinde
devrimin kesin zaferi"nin gereklerini çarpıtmak proletaryayı şaşkınlığa
sokan, onu dağıtan, kavrayışını bulanıklaştıran ve zafere giden tek yolu
göstermek ve halkın devrimci ve cumhuriyetçi unsurlarının proletaryanın
sloganlarına uymalarını sağlamak yerine, sosyal-demokrasinin
taktiklerini küçümseyen bütün bu şeyler, birarada alındıklarında,
devrimci bir dönemdeki o kuyrukçuluk siyasetinin ta kendisini ortaya kor.
Kararı tahlil ederek ulaştığımız bu sonucu perçinlemek için, bu aynı
soruna başka açılardan da yaklaşalım. Önce Gürcü Sosyal-Demokrat'ta
pek saf, ama açıksözlü bir menşeviğin yeni-iskra taktiklerini
nasıl örneklediğini görelim. İkinci olarak da, bugünkü siyasal durumda
yeni-İskra sloganlarından gerçekte kimlerin yararlandıklarını
görelim. (sayfa 65)
Lenin: Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği >>