KÜTÜPHANE |
LENIN
| IKI TAKTIK
Viladimir İliç Lenin Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki
Taktiği[1]
DÖRT MONARŞİNİN KALDIRILMASI VE CUMHURİYET
BU kararın bir sonra ki bölümüne geçelim:
"... Her iki durumda da, zafer, devrimci dönemde yeni bir evre
başlatacaktır. "Siyasal yönden
kurtulmuş burjuva toplumunun unsurlarının kendi toplumsal çıkarlarını
karşılamak ve iktidarı doğrudan ele geçirmek için kendi aralarında
yürüttükleri savaşım süreci içinde, monarşi ve toplumsal ayrıcalıklar
düzeninin kesin olarak ortadan kaldırılması ... toplumsal gelişmenin
nesnel koşullarının kendiliğinden ortaya çıkardığı bu yeni evredeki
görev işte budur. "Böylece, tarihsel
niteliği bakımından burjuva olan (sayfa 35) bu devrimin görevlerini
yerine getirme işini üzerine alacak olan geçici bir hükümet, kurtuluş
süreci içindeki bir ulusun uzlaşmaz karşıt sınıfları arasındaki
karşılıklı savaşımı düzenlerken, yalnızca devrimci gelişmeyi
ilerletmekle kalmamalı, aynı zamanda, bu gelişme içersinde kapitalist
sistemin temellerini tehdit eden etmenlere karşı da savaş açmalıdır."
Kararın bağımsız bir
kesimini oluşturan bu bölümünü inceleyelim. Yukarıya aktarılan
tezlerdeki temel düşünce, kongre kararının üçüncü maddesinde ortaya
konmuş olanla çakışmaktadır .Ama iki karardaki bu noktaların
karşılaştırılması, aralarındaki şu köklü farkı hemen ortaya koyacaktır.
Devrimin toplumsal ve ekonomik temellerini kısaca tanımlayan kongre
kararı, dikkatlerini tümüyle, sınıfların açık-seçik kazanımlar uğruna
giriştikleri savaşım üzerinde yoğunlaştırmakta ve proletaryanın militan
görevlerini ön plana çıkarmaktadır. Devrimin toplumsal ve ekonomik
temelleri konusunda uzun, muğlak ve karışık bir açıklama getiren
konferansın kararı, belirli kazanımlar elde edilmesi için savaşımdan pek
bulanık biçimde sözediyor ve proletaryanın militan görevlerini tamamen
geri plana itiyor. Konferansın kararı, eski düzenin, toplumun çeşitli
unsurları arasındaki karşılıklı savaşım süreci içersinde ortadan
kalkmasından sözediyor. Kongre kararı, bizim, proletaryanın partisinin,
eski düzeni ortadan kaldırma işini başarmamız gerektiğini, ancak
demokratik bir cumhuriyetin kurulmasının eski düzenin gerçekten ortadan
kaldırılması demek olacağını, bu cumhuriyeti elde etmemiz gerektiğini,
cumhuriyet uğruna ve tam özgürlüğümüz uğruna yalnızca otokrasiye karşı
değil, bunlardan bizi yoksun bırakmaya kalkışırsa (ve kalkışacağı da
kesindir) burjuvaziye karşı da savaşacağımızı söylemektedir. Kongre
kararı, belirli bir sınıfı, açıkça (sayfa 36) belirlenmiş ivedi bir amaç
için savaşıma çağırıyor. Konferansın kararı ise, çeşitli güçlerin
karşılıklı savaşımından sözediyor. Bu iki karardan biri, etkin savaşımın
psikolojisini ifade ediyor, öteki ise, olayları dıştan seyredenin
psikolojisini ifade ediyor; kararlardan biri, eyleme, yaşama çağırıyor;
öteki ise, ölü bir bilgisizlik içinde boğulmuştur. Her iki kararda da,
şu andaki devrimin, bizim için ancak ilk adım olduğu, ve bunu bir ikinci
adımın izleyeceği bildiriliyor; ama biri, bundan, bu birinci adımı
mümkün olduğu kadar erken atmamız gerektiğini, bu adımı mümkün olduğu
kadar çabucak tamamlayarak cumhuriyeti gerçekleştirmemiz, karşı-devrimi
amansızca ezmemiz ve ikinci adım için ortam hazırlamamız gerektiği
sonucunu çıkarıyor. Öteki karar ise, birinci adımın ayrıntılı
tanımlamalarına girişiyor ve (kabalığımı hoşgörün) bu ayrıntıları
geveleyip duruyor. Kongrenin kararı, marksizmin, eski, ama gene de
sonsuza dek yeni kalacak düşüncelerine (demokratik devrimin burjuva
niteliğine) dayanıyor, ya da bunları hareket noktası olarak alıyor ve
bunlardan hem demokratik devrim için, hem de sosyalist devrim için
savaşım vermekte olan ilerici sınıfın ilerici görevlerini çıkarıyor.
Konferansın kararı ise, bu hareket noktasının ötesine geçmiyor, onu
tekrar tekrar ağzında geveleyip durarak kurnazlık etmeye çalışıyor.
Bu, Rus marksistlerini uzun
süreden beri iki kanada bölmüş olan ayrımın ta kendisidir: "legal
marksizm"in eski günlerinin lafebesi kanadı ile savaşkan kanadı, ve
olgunlaşmamış yığın hareketi döneminin ekonomist kanadı ile siyasal
kanadı. Marksizmin, genel olarak sınıf savaşımının ve özel olarak da
siyasal savaşımın derin ekonomik kökleri bulunduğu yolundaki doğru
önermesinden, ekonomistler, siyasal, savaşıma sırt çevirmek gerektiği,
bu savaşımın gelişmesini (sayfa 37) geciktirmek, kapsamını daraltmak ve
hedeflerini kısa tutmak gerektiği gibi garip bir sonuç çıkarıyorlardı.
Siyasal savaşımdan yana olanlar ise, tam tersine, aynı önermelerden
başka bir sonuç, yani bugünkü savaşımımızın kökleri toprağa ne kadar
derinliğine dalarsa, o ölçüde daha geniş daha yürekli, daha büyük
kararlılıkla ve daha büyük inisiyatifle harekete geçmemiz gerektiği
sonucunu çıkarıyorlar. Şimdi de, bu aynı tartışma, farklı koşullarda ve
farklı bir biçimde karşımıza çıkıyor. Demokratik devrimin sosyalist bir
devrimden çok farklı olduğu, bu devrime, "ilgi duyan"ların hiç de
yalnızca yoksul ve düşkünler olmadığı; bu devrimin tüm burjuva
toplumunun kaçınılmaz gereksinmeleri ve gerekleri içersinde derin
köklere sahip bulunduğu yolundaki öncüllerden - bu öncüllerden, biz,
ileri sınıfın, demokratik amaçlarını en büyük yüreklilikle formüle
etmesi, bunları en kesin bir biçimde ve eksiksiz olarak ifade etmesi,
doğrudan cumhuriyet sloganını öne sürmesi, ve geçici bir devrim
hükümetinin kurulması ve karşı-devrimin amansızca ezilmesi düşüncesini
yaygınlaştırması gerektiği sonucunu çıkarmaktayız. Ama karşıtlarımız,
yeni-İskra grubu ise, bu aynı öncüllerden, demokratik vargıların
tümüyle ifade edilmemesi gerektiği; cumhuriyetin günlük sloganlarda yer
almayabileceği; geçici bir devrim hükümetinin zorunluluğu düşüncesini
yaygınlaştırmaktan kaçınılabileceği; salt bir kurucu meclis toplama
kararının kesin bir zafer olarak adlandırılabileceği, eylem amacımız
olarak karşı-devrimle savaşım görevinin öne sürülmesine gerek olmadığı,
böylece bunun bir "karşılıklı savaşım süreci" gibi anlaşılmaz (ve
göreceğimiz gibi, yanlış formüle edilmiş) bir şeye indirgenebileceği
sonuçlarına varmaktadırlar. Bu, siyasal önderlerin dili değil, arşiv
kurtlarının dilidir. (sayfa 38)
Yeni-İskra grubunun kararındaki çeşitli formülasyonları daha
yakından inceledikçe, daha önce belirtilmiş olan temel özellikleri daha
da açıklık kazanmaktadır. Örneğin, bize, "siyasal olarak kurtulmuş
burjuva toplumunun unsurları arasındaki bir karşılıklı savaşım
süreci"nden sözediliyor. Bu kararın ele aldığı konuyu (geçici bir devrim
hükümeti) akılda tutarak, insan şaşkınlık içinde şunu soruyor: "karşılıklı
bir savaşım sürecinden söz edilecekse, burjuva toplumu siyasal bakımdan
köleleştiren unsurları nasıl suskunlukla geçiştirebiliriz? 'Konferansçılar',
devrimin başarılı olacağını varsaydıklarına göre, bu unsurların
gerçekten de daha şimdiden yok olduklarını mı sanıyorlar?" Böyle bir
fikir, genel olarak saçma ve özel olarak da son derece büyük bir siyasal
saflığın ve siyasal bir miyopluğun ifadesidir. Devrime yenik düşen
karşı-devrim yok olmayacaktır; tam tersine, karşı-devrim, kaçınılmaz
olarak, yeni ve daha amansız bir savaşımı başlatacaktır. Kararımızın
amacı, devrim başarıya ulaşınca karşı karşıya geleceğimiz görevleri
tahlil etmek olduğuna göre, karşı-devrimin saldırılarını geriye
püskürtme işine (kongre kararında da yapıldığı gibi) çok büyük bir
dikkat göstermek, ve savaşkan bir partinin bu çok ivedi ve hayati
siyasal görevlerinin bugünkü devrimci dönemden sonra ne olacağı,
ya da "siyasal olarak kurtulmuş bir toplum" gerçekleştiğinde ne
olacağı konusundaki genel tartışmalar içersinde boğulmamalarını sağlamak
bizim görevimizdir. Nasıl ekonomistler, ivedi siyasal görevlerini anlama
yeteneksizliklerini gizlemek için, siyasetin ekonomiye bağımlı olduğu
yolunda ilkel gerçekleri ileri sürüyorlardıysa, aynı şekilde,
yeni-İskra'yı çıkaranlar da, toplumun siyasal kurtuluşunun
bize yüklediği ivedi devrimci görevleri anlayamamış olmalarını gizlemek
için siyasal olarak kurtulmuş bir (sayfa 39) toplumun bağrındaki
savaşım konusunda ilkel gerçeklerin sözünü edip duruyorlar.
Şu ifadeyi ele alalım: "monarşi
ve toplumsal ayrıcalıklar düzeninin kesin olarak ortadan kaldırılması".
Monarşinin kesin olarak ortadan kaldırılması, açık anlamıyla, demokratik
cumhuriyetin kurulması demektir. Ama bu ifade, o yaman adam Martinov'a
ve hayranlarına aşırı ölçüde basit ve açık görünmektedir. Onlar bunu "derinleştirmek"te
ve daha "akıllı" bir biçimde koymakta direniyorlar. Bunun sonucu olarak,
bir yandan derin görünmek için gülünç, ve boş çabalar gösteriyorlar; öte
yandan, bir slogan yerine bir tanımlama, ileriye doğru yürünmesi için
yürekli bir çağrıda bulunacaklarına, geçmiş konusunda bilmem hangi
hüzünlü düşünceleri ifade ediyorlar. Sanki karşımızdakiler, cumhuriyet
uğruna savaşmak için şimdiden harekete geçen canlı insanlar değil,
sorunu plus
quampertectum[8*]
açısından, sup specie aeternitatis[9*]
ele alan taşlaşmış mumyalardır. Devam
edelim: "... geçici hükümet ... bu ... burjuva devrimin görevlerini
yerine getirme işini üzerine alır. ..." Burada hemen belli oluyor ki,
konferansçılar, proletaryanın siyasal önderlerinin karşısına dikilen
somut bir sorunu görememişlerdir. Geçici bir devrim hükümetine ilişkin
somut sorun, bunların gözünde, son, genel olarak burjuva devrimin
amaçlarını gerçekleştirecek olan geleceğin birbirini izleyecek
hükümetleri sorunuyla bulanıklaşmıştır. Eğer sorunu "tarih açısından"
incelemek isteyecek olursanız, herhangi bir Avrupa ülkesi örneği, size,
hiç de "geçici" olmayan birçok hükümetlerin, her ülkede, burjuva
devrimin görevlerini yerine getirdiklerini ve devrimi yenilgiye uğratmış
(sayfa 40) hükümetlerin bile, her şeye karşın bu yenik düşmüş devrimin
tarihsel amaçlarını gerçekleştirmeye zorlandıklarını gösterecektir. Ama
"geçici devrim hükümeti" diye, o sözünü ettiğiniz hükümete değil,
devrimci dönemin hükümetine, devrilen iktidarın yerini alan hükümete ve
halk ayaklanmasına dayanan hükümete derler, halktan gelme bir tür
temsili kurumlara dayanan hükümete değil. Geçici devrim hükümeti,
devrimin hemen zafere ulaşması için bir savaşım organıdır, karşı-devrim
girişimlerini hemen ezmek için bir savaşım organıdır, genel olarak
burjuva devrimin tarihsel görevlerini yerine getiren bir organ değil.
Burjuva devrimin amaçlarından hangilerini bizim, ya da bir başka
hükümetin ya da daha bir başkasının gerçekleştirmiş olacağının kesenkes
saptanması işini geleceğin Ruskaya Starina'sının[19]
gelecekteki tarihçilerine bırakalım bundan otuz yıl sonra, bunun için
yeterli zaman olacaktır; bizim bugünkü görevimiz, cumhuriyet uğruna
savaş için ve proletaryanın bu savaşa en etkin biçimde katılabilmesi
için sloganlar atmak, pratik yollar göstermektir.
Kararın yukarıya aktarılan kısmındaki son önermeler de, bu nedenlerden
ötürü, aynı şekilde yetersizdir. Geçici hükümetin, uzlaşmaz karşıt
sınıflar arasındaki savaşımı "düzenlemesi" gerektiğini söylemek, çok
yersiz ya da çok acemice bir şeydir; marksistler, sınıf savaşımının
organları görevini değil de, bu savaşımın "düzenleyicisi" olarak iş
gören hükümetlerin olabileceğine bizi inandıracak bu türden liberal
Osvobojdenye formülleri kullanmamalıdırlar ... Hükümet, "yalnızca
devrimci gelişmeyi ilerletmekle kalmamalı, aynı zamanda, bu gelişme
içersinde kapitalist sistemin temellerini tehdit eden etmenlere karşı da
savaş açmalıdır". Ama bu "etmen"i oluşturan, kararın onun adına (sayfa
41) konuştuğu proletaryadır! Proletaryanın şu anda "devrimi nasıl
ilerleteceğini" (anayasacı burjuvazinin gidebileceğinden daha öteye
götüreceğini) göstereceği yerde, burjuvazi devrimin kazanımlarına karşı
döndüğünde, ona karşı savaşım için belirli hazırlıklar yapılmasını
öğütleyeceği yerde, bize, bir sürecin genel bir tanımı, eylemimizin
somut amaçları konusunda hiçbir şey söylemeyen bir tanımı sunuluyor.
Yeni-iskra'nın adamlarının fikirlerini ileri sürüş tarzı, bize,
Marx'ın (ünlü "Feuerbach Üzerine Tezler"inde) diyalektiğe yabancı eski
materyalizm konusundaki değerlendirmesini anımsatıyor. Filozoflar -diyordu
Marx- dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır, oysa
sorun onu değiştirmektir.[20]
Aynı şekilde, yeni-İskra grubu, gözlerinin önünde olup biten
savaşım sürecinin hoş görülebilir bir açıklamasını ve tanımlamasını
verebilir, ama savaşım için doğru bir slogan formüle etme yeteneğinden
tümüyle yoksundur. İyi piyadeler, ama kötü önderler olarak, bunlar, bir
devrimin maddi önkoşullarını kavramış ve kendilerini ilerici sınıfların
başına yerleştirmiş partilerin tarihte oynayabilecekleri ve oynamaları
gereken, etkin, öncü ve yol gösterici rolü görmezlikten gelerek,
materyalist tarih anlayışına gölge düşürüyorlar. (sayfa 42)
|